Cappy Meyve Tanem: Yenecek Bu İçecek!
2.29.2012
Hem yenilebilen, hem içilebilen şeye ne denir? Yenecek bir içecek denir! Cappy Meyve Tanem denir! Cappy Meyve Tanem, içindeki gerçek şeftali parçaları ile benzersiz bir ürün. Düşünsenize, sezonunda özenle seçilen şeftalilerin kabukları el değmeden soyuluyor, küçük küpler haline getiriliyor. Sonra bu küpler, özel dolum makineleri ile leziz meyve sularına dağıtılınca, ortaya şimdiye kadar yapılmamış, yepyeni bir lezzet çıkıyor. Cappy Meyve Tanem taneleri, kıvamı, yoğun tadı ve güzel kokusu ile çok farklı, doğal olmayan hiçbir koruyucu madde içermiyor olması da başka bir artısı.
Cappy Meyve Tanem; kampanya odağına diyaloğu koyarak Twitter, Facebook ve Ekşi Sözlük gibi platformlarda paradoksları irdeliyor.
Ürünün lansman kampanyasının başlangıcında da işin içinden çıkmaya çalışan iki ünlü isim var: Hayko Cepkin ve Mustafa Topaloğlu. Kendileri başlı başına paradoks olan konuklar, “Çık İşin İçinden” adlı, serinin ilk internet talk show’unda uzun zamandır hepimizin aklında olan fakat hiçbirimizin düşünmek istemediği, o denli kafa karıştırıcı olan soruların içinden çıkmaya çalışıyorlar. Mustafa Topaloğlu ve Hayko Cepkin’in paradoks tartışmaları herkesi çok değiştirecek.
Bir de siz şansınızı denemek için videoyu izleyip içinizdeki gizli filozofu dışarı çıkarabilir ve #cikisinicinden hashtag’ini kullanarak attığınız Tweet’lerle paradoks çözümlerine yardımcı olabilirsiniz. Baktınız yardım lazım, @meyvetanem’i takip edebilirsiniz.
Mustafa Topaloğlu ve Hayko Cepkin’in yer aldığı, serinin ilk internet talk show’u 7 Mart’ta Cappy Türkiye Facebook sayfasında!
Yenecek mi, yoksa içecek mi? Hadi bakalım, #cikisinicinden!
Kampanyanın devamı ve paradokssal konuklarıyla gelecek talk show’ları izlemek için:
http://cappy.com.tr/yenecekbuicecek
https://www.facebook.com/CappyTurkiye
https://twitter.com/MeyveTanem
adreslerini ziyaret edebilirsiniz.
Bir bumads advertorial içeriğidir.
Siz o yollardan gelirken, biz bookmark yapıyorduk!
Biz 'bu gece uyumadan iki sayfacık kitap okuyabilir miyim acaba?' diye ufak hesapların peşindeyken Oscar Lhermitte isimli bıyıklı bir amca şahane bir kitap ayracı tasarlamış. Albatros Bookmarks isimli ayraçları gerekli yerlerinden kıvırıverip takıyorsunuz kitabınıza. Kaldığınız sayfayı işaretlemeyi unutma riskini ortadan kaldırıyor resmen. Buyrun, bir de siz seyredin....
Albatros bookmarks from Oscar Lhermitte on Vimeo.
P.S. Bana bu videoyu yolladığı için kardeşim Simin'e teşekkürler.
P.S.S. Ben projeye 10 dolar bağış yapacağım vallahi. 3 tane yolluyormuş bunlardan; benim de olsun!
Review: Triggered by Fletcher Wortmann
2.28.2012
Title: Triggered
Author: Fletcher Wortmann
Expected Publication Date: March 27, 2012
Publisher: St. Martin's Press
Number of Pages: 256
"Imagine the worst thing in the world. Picture it. Construct it, carefully and deliberately in your mind. Be careful not to omit anything. Imagine it happening to you, to the people you love. Imagine the worst thing in the world.
Now try not to think about it."
This is what it is like for Fletcher Wortmann. In his brilliant memoir, the author takes us on an intimate journey across the psychological landscape of OCD, known as the “doubting disorder,” as populated by God, girls, and apocalyptic nightmares. Wortmann unflinchingly reveals the elaborate series of psychological rituals he constructs as “preventative measures” to ward off the end times, as well as his learning to cope with intrusive thoughts through Clockwork Orange-like “trigger” therapy.
But even more than this, the author emerges as a preternatural talent as he unfolds a kaleidoscope of culture high and low ranging from his obsessions with David Bowie, X-Men, and Pokemon, to an eclectic education shaped by Shakespeare, Kierkegaard, Catholic mysticism, Christian comic books, and the collegiate dating scene at the “People’s Republic of Swarthmore.”
Triggered is a pitch-perfect memoir; a touching, triumphantly funny, compulsively readable, and ultimately uplifting coming-of-age tale for Generation Anxiety.
ARC copy of the book received from the publisher through NetGalley.
When I came across this book on NetGalley, first thing that caught my eye was OCD: Obsessive Compulsive Disorder. This instantly made me want to read it, but then I had to think about it for a moment because it hit too close to home. I was afraid that what I might find in it would 'trigger' my disorder even more, but in the end, the urge to read about someone who's going through the same thing won. In the end, I'm glad I didn't chicken out and read it because it showed me that it's possible to live with OCD, and one doesn't have to curl up in a ball and stay like for the rest of their life.
When you mention OCD to those who are more fortunate than you are, they seem to instantly think of Jack Nicholson's character in As Good As It Gets: the guy who keeps packages of soap in his bathroom cabinet and opens a different one every time he has to wash his hands, which is very often. Then, of course, the next thing they notice is, "you don't wash your hands all the time," or, "dirty doesn't bug you as much." It's true that the instant hand-washing and intolerance toward that are symptoms of OCD. Yet, they're not the only ones or the must-haves of the disease.
As soon as I started reading, I found out that Wortmann doesn't show the hand-washing symptoms either. This led doctors to misdiagnose him with depression, until it was found out that he was struggling with OCD. It is a serious disease, but I was glad the author chose a tone that wasn't depressing. From the very beginning, he made OCD feel like something that can be lived with and lived well with. It's amazing to see how far he's come, thinking the world will end in his youth and then being able to make fun of it as he was writing the book.
This made Triggered fun to read, believe it or not. Yet he doesn't just make you laugh as he shares his struggles with the disease; he also makes the reader learn and think. I found his sharing his stories to be very insightful. I was glad and really applauded him on sharing even the embarrassing ones because most of the time those are the hardest to deal with. And the best part is hearing all this from a person who's dealt with it all, instead of some snobbish psychologist who tells you how to even though you can't.
I believe that whether or not you suffer from OCD, you can enjoy this book. Especially those who enjoy memoirs will definitely like this one.
Fletcher Wortmann on OCD and sex:
“If a girl accepts an invitation to help count the tiles on your bedroom ceiling, then she will probably be disappointed when she realizes you were speaking literally.”
…on OCD and religion:
“I have found Catholicism and obsessive compulsive disorder to be deeply sympathetic to one another. One is a repressive construct founded in existential terror, barely restrained by complex, arbitrary ritual behaviors; the other is an anxiety disorder.”
…on OCD humor:
“By the sink, I noticed a perfunctory sign warning readers to wash their hands. It was scrawled with graffiti: NO YOU CAN’T GERMS ARE UNPREVENTABLE AND INESCAPABLE.”
…on the seductiveness of OCD:
“Every so often, everything will work, and you will somehow convince yourself that you are safe, and the disorder will claim credit. I had struck a bargain with the OCD. The transaction was complete. In that moment I became subservient to it.”
The book will be released on March 27, 2012. You can check out the author's blog at Also Sprach Fletchathustra, and here's the Amazon link.
Ece Sükan Benim Bloguma Yakışan Sony VAIO'yu Seçti... Sıra Sende!
2.27.2012
Sony, en renkli VAIO serisi için Ece Sükan'la güzel bir işe imza attı. Ünlü moda ikonu Ece Sükan, benim bloguma yakışacak olan rengi belirledi. Blogları tek tek inceleyen Ece Sükan içerik, tasarım ve duruşa göre 6 farklı rengi olan Sony VAIO içinden bana beyaz VAIO'yu seçti.

Ayrıca Facebook üzerinde yapılmış özel bir aplikasyonla Ece Sükan profil fotoğraflarını inceliyor ve sana yakışan Sony VAIO'yu belirliyor. Sen de fotoğrafa tıklayarak Facebook üzerinden VAIO kazanma şansı yakalayabilirsin…
Bir bumads advertorial içeriğidir.

Ayrıca Facebook üzerinde yapılmış özel bir aplikasyonla Ece Sükan profil fotoğraflarını inceliyor ve sana yakışan Sony VAIO'yu belirliyor. Sen de fotoğrafa tıklayarak Facebook üzerinden VAIO kazanma şansı yakalayabilirsin…
Bir bumads advertorial içeriğidir.
Cormac McCarthy Pictionary!
2.24.2012
Henüz tüm kitaplarını yalayıp yutmuş değilsem de okuduğum kadarıyla oldukça sevdiğim yazarlardan biri Cormac McCarthy. Hatta en son Aralık ayında Yol isimli kitabını okumuş, üstüne bir de filmini izlemiş ve kafam allak bullak olmuştu. O yazımı buradan okuyabilirsiniz.
Şimdi Pictionary (sevenlerinin daha da kafayı sıyırması için sanırım) oyunun Cormac McCarthy versiyonunu çıkarmış! Bunu oynayacak seviyede hissetmiyorum kendimi ama umarım bir gün olurum. Bunu gördüğümde asıl Pictionary'nin yapabileceği diğer şeyler geldi aklıma, ona çok heyecanlandım! Düşünsenize... Yüzüklerin Efendisi Pictionary... Harry Potter Pictionary... Mark Twain Pictionary... Ve kesin benim favorim olacak potansiyele sahip Gabriel Garcia Marquez Pictionary! Bütün kitap kurtları bir araya gelir, kendimizden geçerdik ne güzel. 19'uncu Yüzyıl Edebiyat Pictionary tarzı şeyler de yapabilirler mesela... Olanaklar sonsuz!
Buyrun Cormac McCarthy Pictionary için yaptıkları videoyu buradan izleyin. Çok cici değil mi?
Bret Easton Ellis'ten bir 'Veletler Kuşağı' romanı
2.23.2012
ABD edebiyatının 'Yuppi Yazarlar' ya da 'Veletler Kuşağı' (The brat pack') adı verilen, en genç kuşağının önde gelen ve her romanıyla olaya çıkartan temsilcisi Bret Easton Ellis 1964 yılında doğdu. Sıfırdan az, çok küçük yaşta cinsellik, uyuşturucu ve sevgisizlikle tanışan zengin bir aile çocuklarının romanı. Öykünün anlatıcısı Clay de onlardan biri. Noel tatilini geçirmek üzere geldiği Los Angeles' da zengin evlerde, partilerde, barlarda alkol, uyuşturucu ve cinselliğin yanısıra şiddet eğilimlerinin başdöndürücü sarmalına dolanmış arkadaşlarıyla birlikte tanıyoruz onu. İnsani ve ahlaksal değerlerden tam anlamıyla yoksun bir dünyada yaşıyorlar, ama onların da 'değerleri' var: Tişort, gözlük, şort, mayo, saat ve ayakkabı markaları. Bret Easton Ellis, bu yitik gençlerin yüreklerinde yalnızlık ve sevgisizlik yüzünden ağlayan küçük çocuğun sesini duyuyor: 'Kendi çocuklarını yiyecek kadar aç ve doyumsuz ana-babalar' a lanet ediyorlar. Dünya edebiyatının en yeni, en güçlü yazarlarını tanıtmayı sürdüren yayınevimiz, yazarın The Rules of Attraction adlı ünlü romanını da çok yakında okurlarına sunacaktır.
Can Yayınları bu kitabı 1994 yılında yayınlamış ve internette yaptığım araştırmaya göre artık basılmıyor. Amerikan Sapığı gibi kitapları çok daha popüler oldu diye mi acaba?Ben bu kitabı 10 yıl önce, 19 yaşımdayken okudum. Evden çoook, çok uzaklarda üniversitedeyken. Ana karakterin benim yaşımda, Noel tatili için evine dönen birisi olduğunu görünce okumak istedim kitabı. Ben de 'Noel'de eve dönüş'ü ilk kez yaşayacaktım ve nasıl oluyormuş bakalım görelim dedim. Benim eve dönünde yaptıklarımla ana karakter Clay'in yaptıklarının uzaktan yakından alakası yokmuş meğersem, olamazmış da.
Hikaye 80'lerde geçiyor ve Clay'le arkadaşlarının maceralarını konu alıyor. Clay, Amerika'nın doğusundaki üniversitesinden Noel tatili için Los Angeles'taki evine dönüyor. Ailesiyle, kız arkadaşıyla ve diğer arkadaşlarıyla bir araya geliyor. Hepsi zengin çocuklar; Hollywood sahnesindeki insanların oğulları ve kızları. Okudukça bütün yaptıkları içki içmek, partilere gitmek ve MTV izlemek olduğunu anlıyorsunuz. Birbirleriyle daha fazla haşır neşir olmaya başladıkları zaman olaylar birbiri ardına sıralanıyor haliyle. Bazıları rahatsız ediyor okuları, bazılarını da aklınız almıyor.
Sıfırdan Az bana en sevdiğim romanlardan biri olan, Albert Camus'nün 'Yabancı'sını hatırlattı. Kitabı sevmem de bunun da önemli rolü olduğunu düşünüyorum. Karakterlerin hiç birinin hayatta belli bir amacı yok ve ister istemez kendilerini abuk subuk olayların içinde buluyorlar. Olayın püf noktası ve Yabancı'ya en çok benzeyen kısmı hiç bir şeyin umurlarında olmaması. Bu, Bret Easton Ellis'in güçlü yazısıyla birleşince ister istemez bu yüzeysel karakterlerin maceralarına kapılıyorsunuz.
Ellis, Sıfırdan Az'dan 25 yıl sonra geçen Imperial Bedrooms isimli kitabını çıkardığında Sıfırdan Az'ı yeniden okuyup, ne olup ne bittiğini iyice hatırlamak istedim. İyi ki de okumuşum çünkü bazı yerler hiç bir zaman aklımdan silinmeyecek olsa da, bazı yerleri de tamamen unuttuğumu farkettim.
Okuyanların bu kitabı ya çok seveceklerini, ya da nefret edeceklerini düşünüyorum. Ama yine de denemelisiniz bence.
Bu arada kitabın bir de filmi varmış. Imperial Bedrooms yorumumla birlikte filmden de bahsedeceğim izleyince. Filmi IMDB sayfasından inceleyebilirsiniz.
Douglas Adams'ın doğumgünü böyle kutlanacak!
2.22.2012
Ex Libris kitap kulübü olarak Mart ayında Douglas Adam'sın 'Otostopçunun Galaksi Rehberi' beşlemesini okuyacağız. Kızları bilemem ama 11 Mart'ın yazarın doğumgünü olduğundan haberim yoktu benim. Böyle denk gelmesine pek bir sevindim. Ama sonradan neyi kaçırdığımızı görünce de üzülmedim değil yani...
2001 yılında hayata gözlerini yuman Douglas Adams bu yıl 60 yaşında olacaktı. Yazarın ailesi ve arkadaşları en sevdiği yardım derneklerinden biri olan Save the Rhino ile bir sanal doğumgünü partisi veriyor. Bilim, komedi, eğlence ve müzik dünyasından isimlerin bir araya geleceği etkinlikte Adams anılacak. Biz de gidebilsek keşke!
Etkinlik hakkında daha fazla bilgiyi resmi web sitesinden edinebilirsiniz. Özellikle Londra'da olanlarınız varsa benim yerime de gidin, bol bol resim ve video çekin!
Kurt Cobain'i unutmadık, unutamayız...
2.21.2012
Dün, yani 20 Şubat'tı Kurt Cobain'in doğumgünü. Araya bir sürü ıvır zıvır iş girdiği için bloga yeni yazamadım. Ama geç olsun güç olmasın diye boşuna dememişler, değil mi? Ben Cobain'in hayata gözlerini yumuşunu hatırlayan en genç jenerasyondanım hesaplarımı doğru yaptıysam. Tam kendisini yeni keşfetmişken, 'insanlar neler yapıyo ya!' diye kendimden geçmişken göçüp gittiği için çok üzmüştü beni.
Cobain aynı zamanda hakkında çok fazla şeyin yazılıp çizildiği birisi haliyle. Ben de vaktinde isminin geçtiği her şeyi okumuş olanlardanım. Doğumgününün şerefine favorilerimi paylaşmak istiyorum sizlerle.
Journals by Kurt Cobain
Bunun çıktığı günü ve kendimden geçişimi çok net bir şekilde hatırlıyorum. İçinde şarkı sözlerinin müsvettelerinden solaklar için gitarların nasıl yapılabileceğini gösteren çizimlerine kadar her şey var. İnsanın bir yandan aklı uçuyor, bir yandan da fazla özeline girdiğinizi hissedip rahatsız oluyorsunuz. Hayranları kesin okumuştur bile ancak her müzikseverin okuması gerektiği bir kitap olduğuna inanıyorum.
Heavier Than Heaven: A Biography of Kurt Cobain by Charles R. Cross
Kurt Cobain'in 4 yıl süren bir araştırmaya dayanan, en ayrıntılı biyografisidir bu. Günlükleri daha çıkmadan onların yanı sıra röportajlarını, hiç görmediğimiz ve görmeyeceğimiz dokümanları kaynak alıyor. Doğumundan ölümüne kadar her şeyi ele alıyor. İçiniz burkularak okuyorsunuz tabii ki ancak özellikle biyografi sevenlerin, hele ki Cobain'i de seviyorlarsa çok beğeneceklerini düşünüyorum.
Love & Death: The Murder of Kurt Cobain by Max Wallace & Ian Halperin
Ölümü hakkında yazılıp çizilenlerden en rahatsızlık verici fakat bir o kadar da kaynaklara dayananı bu kitap bence. İki araştırmacı gazeteci tarafından hazırlanan kitap Cobain'in eşi Courtney Love'ın tuttuğu dedektifin bulgularına ve adli delillere dayanıyor.
Bunların Türkçesinin olup olmadığına bakmadım. O kısmını da size bırakıyorum bu sefer.
Less Than Zero by Bret Easton Ellis
2.17.2012
Set in Los Angeles in the early 1980's, this coolly mesmerizing novel is a raw, powerful portrait of a lost generation who have experienced sex, drugs, and disaffection at too early an age, in a world shaped by casual nihilism, passivity, and too much money a place devoid of feeling or hope.
Clay comes home for Christmas vacation from his Eastern college and re-enters a landscape of limitless privilege and absolute moral entropy, where everyone drives Porches, dines at Spago, and snorts mountains of cocaine. He tries to renew feelings for his girlfriend, Blair, and for his best friend from high school, Julian, who is careering into hustling and heroin. Clay's holiday turns into a dizzying spiral of desperation that takes him through the relentless parties in glitzy mansions, seedy bars, and underground rock clubs and also into the seamy world of L.A. after dark.
I first read this book ten years ago when I was 18, my first year in college far, far away from home. What made me want to read it was seeing that it was a book about someone my age at the time coming home on his Christmas break. I was to experience the whole "coming home for Christmas" ritual for the very first time in my life, and I thought I'd find out how it was for somebody else, even though he was fictional. Little did I know that none of my 'coming home's would be like this one.
The story takes place in the 80's, revolves around the 18-year-old Clay, who goes to college on the East Coast and comes home to LA on his Christmas break. He gets together with his family, his girlfriends and his friends from home. They're all rich kids, sons and daughters of people in the movie business, and as you read more, it seems like all they do is drink, take drugs and watch MTV. Then as they interact more and more, events start to unfold, obviously. Some make you uneasy, some make you think and some are just plain disturbing.
Less Than Zero once again reminded me of Albert Camus's L'etranger, which is one of my favorite books of all time. These characters don't have a purpose in life (at least they really seem not to), but their actions lead them to situations that they didn't necessarily sign up for. The silver lining, of course, is that they couldn't care less. When this integrates with Ellis's simple yet strong, raw writing, you can't help but get sucked in and find yourself caring for the mostly 'on-the-surface' type characters.
I decided to re-read it before I read Imperial Bedrooms by the same author, which focuses on the same characters 25 years later. I'm glad I did because even though there are parts of it I vividly remembered to this day, there were some that escaped my memory.
I have a feeling you'll either like this book a lot or simply hate it, but I do believe it's worth giving a shot.
P.S. I also recently heard that this was made into a movie in 1987, which I'm going to check out.
Kitaptan filme: Veronika Ölmek İstiyor
2.16.2012
Paulo Coelho'nun Veronika Ölmek İstiyor isimli kitabı geçtiğimiz yıl okuduğum ve çok sevdiğim kitaplar arasında. Filmi olduğunu öğrenince ve başrolde Sarah Michelle Gellar'ın olduğunu görünce izleyeyim dedim. Genel olarak pişman değilim izlediğime ancak olaylar bakımından kitaba çok yakın olmasına rağmen bir şeyler eksikti sanki. Kitabı okuduğunuzu ya da en azından konunun ne olduğunu bildiğinizi farzediyorum... İsterseniz önce buradan kitap hakkında yorumlarımı okuyabilirsiniz.
Öncelikle kitap Slovenya'nın Ljubljana kentinde geçiyor, film ise New York'ta. Filmde de kitapta da Veronika intihara teşebbüs etmeden önce bir dergiye sitemli bir mektup yazıyor. Kitapta 'Ljubljana nerde ki sanki?' tarzı bir yoruma sitem eden Veronika, filmde bir kıyafet markasının 'Green is the New Black' (yeşil yeni siyahtır) yorumuna sinirleniyor. Üniversiteyi Amerika'da okumuş ve 'Türkiye'de yemek var mı ki?' tarzı sorularla karşılaşmış bir insan olarak kitaptaki Veronika'nın sinirlenişini anlıyorum. New York'lu Veronika'nın ise yeşilin yeni siyah olmasına sinirlenmesi bana çok saçma geliyor. Tamam, New York'lunun dertlerine ve düşünce tarzına uyuyor bence ama yine de içime sinmiyor. Konu itibariyle herhangi bir yerde, herhangi bir insanın başına gelebilecek olaylar olmasına rağmen...
Vampir Avcısı Buffy olduğu için Sarah Michelle Gellar'ın kalbimde ayrı bir yeri var. Fakat kendisinin iyi bir oyuncu olduğunu düşünmüyorum. Nitekim bu filme uymuş; gayet iyi olmuş. Bunda diğer oyuncuların iyi olmasının da etkisi var bence. Hastanedeyken aşık olduğu Edward'ı şirin mi şirin Jonathan Tucker canlandırıyor mesela. Doktoru rolünde ise Harry Potter ve Seven Years in Tibet gibi filmlerden tanıyıp sevdiğimiz başarılı oyuncu David Thewlis var.
İntihara teşebbüs etmesinin ardından ölmesine çok az zaman kaldığını öğrenen bir kızın hayata sarılışı hakkında bir drama ilginizi çekiyorsa bu filme bir şans vermelisiniz. Hayatımda izlediğim en iyi filmlerden değil tabii ki ancak kötü bir film de değil. Trailer'ını aşağıda izleyin, kendiniz karar verin.
J.R. Ward'un Türkçe'ye çevirilmeyen kitaplarından bir tane daha!
2.15.2012
Bu seriyi cidden niye halen Türkçe'ye çevirmiyorlar anlamıyorum. Baymadı mı insanlar gençlik kitapları okumaktan? Tamam, Alacakaranlık furyasına katılanlardanım ben de ama bir yerden sonra hepsi birbirinin aynısı gibi değil mi? Ben de mi sorun?
Lover Unleashed Türkçe'ye çevirildiği zaman pek çok Türk hayranı da olacağına emin olduğum Black Dagger Brotherhood serisinin 9'uncu kitabı. Böyle uzun süren her seride fasa fiso bir kitap oluyor. Bundan önce Butch adlı karakterin kitabı öyle gelmişti bana. Arada 4 şahana kitap olduktan sonra yine 'ehhh' diyeceğimiz bir kitabın olmasını doğal karşılamak lazım. Fakat ben baştan bunun da çok iyi olmasını beklediğim için hayal kırıklığına uğradım. Siz öyle yapmayın.
Black Dagger Brotherhood serisinde her kitap bir savaşçıyı konu alıyor. Bu kitabın değişik yanı ise ilk defa bir kadının hikayesinin anlatılmasıydı. Ama olmadı, olamadı. İkiz kardeşi savaşçılardan biri olmasına rağmen (Vishous isimli olan) Brotherhood'la bir türlü kaynaşamadı. O nedenle bu koca vampirlerin çocuklar gibi eğlendiği zamanlar başta olmak üzere serinin sevilen pek çok yanı bu kitapta yoktu.
Bence ilk kitaptan başlayın. Buna gelene kadar o kadar seveceksiniz ki, aynen benim gibi 'arada olur böyle şeyler' diyerek bir sonraki kitabı beklerken bulacaksınız kendisini. Bu arada 10'uncu kitap bu yıl Mart ayında çıkıyor!
Kitap çekilişi sonuçları! / Results of the book giveaway!
2.14.2012
Kazanan... / And the winner is...
NADİRE!
Katılırken verdiğiniz adrese e-mail attım ve adres bilgilerinizi istedim. Tebrikler! :) Katılan herkese teşekkürler.
Thanks to all 66 of you who entered the contest.
Yürü be Adele!
2.13.2012
Bu haftasonu bir acayipti. Ödül törenlerini eskisi gibi sabahlara kadar uyanık kalıp izleyemiyorum ama özellikle performansları sonradan da olsa izlemek oldukça heyecanlı oluyor. Ne yazık ki bu yılki Grammy ödüllerinde Whitney Houston'ı dinleyemedik. Çoğumuzun hayatına 'The Bodyguard' filmi ve 'I Will Always Love You' şarkısıyla giren gür sesli, bebek yüzlü kadın hayata gözlerini kapadı. RIP Whitney; umarım artık her neredeysen daha mutlusundur.
Gelelim iyi haberlere... Adele'in aday olduğu tüm kategorilerdeki ödülleri toplamasına sanki ödüller bana verilmiş gibi sevindim. Lady Gaga'nın ödül alamamasına da kıs kıs güldüm içimden. Yanlış anlamayın, kendisine bir gıcığım yok, seviyorum da hatta şarkılarını. Ama Adele'le kıyaslanmasına sinirim bozuluyor. Bence Gaga son zamanlarda büyüsünü yitirmeye başladı. Adele ise tam gaz devam ediyor ve edecek de. Kendisinin yeteneğinden şüphemiz yok tabii ki, ancak ona bu şarkıları yazdıran eski sevgililerine de teşekkür etmek lazım.
Oscars 2012 - Gel de seç!
2.09.2012
Akademi sağolsun her sene 'Simaycığım, karar verdin mi hangi ödülü kime vereceğimize?' diye sorar. Ama ben bu sene çok kararsızım. Bildiğim tek şey The Help'in (Duyguların Rengi) 'En İyi Film' ödülünü hak ettiği. 'En İyi Film' adaylarından izlemediğim bir tek Çok Gürültülü ve Çok Yakın kaldı. Onun da buna yetişecek derecede iyi olacağını hayal edemiyorum açıkçası.
Hizmetçilerden Minny Jackson rolündeki Octavia Spencer o kadar iyi bir iş çıkarmış ki, 'En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu' Oscar'ını da ona verdim gitti. Rol arkadaşı Jessica Chastain de aynı kategorideki adaylardan. Kendisi The Tree of Life'da (Hayat Ağacı) pek sevdim ama iki rolünü birden toplasak dahi Octavia Spencer'a yaklaşamıyor bence. Spencer o kadar iyi ki 'En İyi Kadın Oyuncu' adayı ve yine rol arkadaşı olan Viola Davis'i bile bastırmış bence.
Aldığım ilk gün Kindle'ıma yüklediğim kitaplardan biri olan The Help'i önce acilen okumam lazım. Sonra diğer kategorilerle ilgili kararlarımı da tabii Akademi'ye bildireceğim.
Kaybolmuş ve adaletsiz bir dünya... Mississippi, Jackson; 1962. Siyah kadınlara, beyaz çocukların bakımında güvenilen ancak gümüşleri parlatma konusunda güvenilmeyen bir dönem.
Skeeter, Aibleen ve Minny… Kimse arkadaş olacaklarına inanmazdı. Her biri başka bir gerçeğin peşindeydi. Ve bir araya geldiklerinde anlatılacak sıra dışı bir hikâyeleri oldu.
On yedinci beyaz çocuğunu büyüten ve kendi oğlunun trajik ölümünün neden olduğu yaraları iyileştirmeye çalışan Aibleen, aşçılıktaki başarısı da en az dilinin sivriliği kadar dillerden düşmeyen Minny ve üniversiteden dönüp onu büyüten biricik hizmetçisinin neden evlerinden ayrıldığını anlamaya çalışan Bayan Skeeter. Duyguların Rengi, acıların, acıları alaya almanın, değişimin ve umudun sonsuz zamanda yankılanacak evrensel hikâyesidir.
Mr. Morris Lessmore'un Fantastik Uçan Kitapları!
2.08.2012
Mr. Morris Lessmore'un Fantastik Uçan Kitapları Katrina Kasırgası, Buster Keaton, Oz Büyücüsü ve kitaplara duyulan sevgiden esinlenerek hazırlanmış. (Biraz yemek tarifi veriyormuşum gibi oldu ama 'yeme de yanında yat!' diyeceksiniz sonunda, sabredin!) 'Morris Lessmore' hayatlarını kitaplara adayanların ve bunun karşılığında aynısını veren kitapların hikayesi. Ödüllü ilüstrator William Joyce ve ortak yönetmen Brandon Oldenburg tarafından, minyatürler, bilgisayar animasyonu, 2D animasyon gibi teknikler kullanılarak hazırlanmış.
Bunları biliyor muydum? Hayır. Ama sağolsunlar videonun altına yazmışlar; beni Google'lamak derdinden kurtarmışlar. Ben de sizi kurtarayım dedim. Bu cici bici filmin önce yüklenmesini beklemenizi, daha sonra tam ekran izlemenizi tavsiye ederim.
The Fantastic Flying Books of Mr. Morris Lessmore from Moonbot Studios on Vimeo.
Kitaplar dünyayı cidden renklendiriyor. Peter ve kardeşlerinin Tinkerbell'in ölmemesi için delice el çırptığı gibi biz de bol bol kitap okuyalım ki hep bizimle olsunlar!
Bı kısa filmi benimle paylaştığı için kardeşim Simin Yıldız'ı yanaklarından ısırıyorum.
Lover Unleashed by J.R. Ward
2.07.2012
Title: Lover Unleashed (Black Dagger Brotherhood #9)
Author: J. R. Ward
Publisher: Penguin Group
Published: March 29th, 2011
Number of Pages: 489 (Kindle Edition)
Payne, twin sister of Vishous, is cut from the same dark, warrior cloth as her brother: A fighter by nature, and a maverick when it comes to the traditional role of Chosen females, there is no place for her on the Far Side… and no role for her on the front lines of the war, either.
When she suffers a paralyzing injury, human surgeon Dr. Manuel Manello is called in to treat her as only he can- and he soon gets sucked into her dangerous, secret world. Although he never before believed in things that go bump in the night- like vampires- he finds himself more than willing to be seduced by the powerful female who marks both his body and his soul.
As the two find so much more than an erotic connection, the human and vampire worlds collide … just as a centuries old score catches up with Payne and puts both her love and her life in deadly jeopardy.
This review might have spoilers only for those who haven't read the previous books in the series.
I believe I made a mistake in thinking that Lover Unleashed, the 9th installment of the Black Dagger Brotherhood series by J.R. Ward, could live up to Lover Mine (You can read my Lover Mine review here). I so did not expect to get bored either, which happened more than once, I regret to say. It took me forever to get a hold of this book, and when I read after months of anticipation, it was a bit of a letdown.
Lover Unleashed is the story of Vishous's twin sister, Payne. After her 'paralyzing injury,' Vishous's wife, who's also the Brotherhood's doctor, insists on getting her ex-colleague Dr. Manuel Manello to take a look at her. Even though she goes through a successful surgery, Payne still can't move her legs, until she's with Dr. Manello, whom she refers to as "healer" throughout most of the book. In the end, we discover Payne has a healing power (she heals Manello's sick horse and the doctor himself), and it only comes out when she's around the doctor. And then, just like it happened in the previous books, Wrath, the king, allows the doctor to stay with her at the compound to live happily ever after.
I say it this way because that's how easy it felt. In all the other books, I felt there was much more depth to the characters, both due to their being what they are and their internal conflicts. Especially after stories like John Matthew's and Zsadist's, this one just felt like "your legs are okay, we love one another, let's go!"
Also, this felt like Vishous Part II instead of Payne's story. Vishous has always made me uncomfortable, and I've realized once again I'm not crazy about him and Jane as a couple either. And I'm also mad at him for making Butch go through all that which I won't reveal here. I guess my biggest problem with this book is that it was so outside of the Brotherhood. There was Payne and the doctor, Vishous and Jane, and then a little bit of Butch. I was very, very excited when Ward switched to Qhuinn and Blaylock in between, but those were tiny, tiny parts of the book. (Between, I honestly CANNOT wait for them to have their very own book.)
Because the story was so outside of the Brotherhood, everything I love about them -- the loud rap music, the cracking jokes, the playing Monopoly, the Last Meal atmosphere -- wasn't in the book. I mean, not once did we see Rhage suck on a lollipop or Zsadist burst into song. In addition, the new 'vampire clan' also felt out of place even though I'm guessing they're going to be big trouble for the Brotherhood in the future.
The tenth book in the series, Lover Reborn, will be Thorment's book. I'm hoping what Payne's story lacked will reveal itself with Thor since he's been in the Brotherhood for a long time, and there's no way Ward can leave them out. Even knowing John Matthew is an important part of his life makes me believe he'll be around more, and I can't help but get excited. Lover Reborn will be out on March 27th this year, and I'm hoping I get a hold of it in time.
Diane Keaton'ın annesini ve kendisini anlattığı kitap: Then Again
2.03.2012
Google'a göre bu kitabın Türkçesi yok. Ben de olacağını düşünmedim zaten çünkü daha Kasım 2011'de çıktı kendisi. Umarım geç de olsa çıkar çünkü hayranlarının severek okuyacağını düşünüyorum.
Diane Keaton benim en sevdiğim oyunculardan biri. İzlediğim her filmini çok sevdim ve röportajlarından değerlendirdiğim kadarıyla kendi karakteri de hoşuma gidiyor. Komik, bazen çılgın bir kadın gibi. Aynı zamanda kıyafetlerine de bayılıyorum ve dolabını benimkine taşımak istiyorum. Sonuç olarak bu kitabını da çok sevdim.
Diane Keaton'ın annesi yaşamı boyunca 85 adet günlük doldurmuş. Keaton kitabında annesinin yazdıklarının üzerinden ilerleyerek hem annesin, hem de kendisini ve ailesinin diğer fertlerini anlatıyor. Klasik bir Amerikan ailesi olmaları beni hiç şaşırtmadı doğrusu. Okuyucuların yorumlarına bakılırsa Diane Keaton'ın kendine güveni olmayan biri olması hakkındaki görüşlerini zedelemiş. Ben nedenini anlamadım çünkü bence bu insan olduğunu gösteriyor. Güzelliğin sorguladığı kısımları mesela ben çok beğendim çünkü hangimiz aynaya bakıp 'Allahım çok çirkinim' diye krize girmiyoruz ki?
Uluslararası düzeyde ün sahibi ve başarılı bir oyuncu olmasına rağmen Keaton kitabında bizlerden biri olduğunu göstermiş. Diane Keaton'ı seviyorsanız veya ünlülerin biyografilerini okumaya ilginiz varsa bu kitabı kaçırmayın derim.
Then Again by Diane Keaton
2.02.2012
Title: Then Again
Author: Diane Keaton
Publisher: Random House
Published: 2011
Number of Pages: 288
Mom loved adages, quotes, slogans. There were always little reminders pasted on the kitchen wall. For example, the word THINK. I found THINK thumbtacked on a bulletin board in her darkroom. I saw it Scotch-taped on a pencil box she’d collaged. I even found a pamphlet titled THINK on her bedside table. Mom liked to THINK.
So begins Diane Keaton’s unforgettable memoir about her mother and herself. In it you will meet the woman known to tens of millions as Annie Hall, but you will also meet, and fall in love with, her mother, the loving, complicated, always-thinking Dorothy Hall. To write about herself, Diane realized she had to write about her mother, too, and how their bond came to define both their lives. In a remarkable act of creation, Diane not only reveals herself to us, she also lets us meet in intimate detail her mother. Over the course of her life, Dorothy kept eighty-five journals—literally thousands of pages—in which she wrote about her marriage, her children, and, most probingly, herself. Dorothy also recorded memorable stories about Diane’s grandparents. Diane has sorted through these pages to paint an unflinching portrait of her mother—a woman restless with intellectual and creative energy, struggling to find an outlet for her talents—as well as her entire family, recounting a story that spans four generations and nearly a hundred years.
More than the autobiography of a legendary actress, Then Again is a book about a very American family with very American dreams. Diane will remind you of yourself, and her bonds with her family will remind you of your own relationships with those you love the most.
Diane Keaton is one of my favorite actresses of all time. I've loved every of hers that I've seen, and judging by the interviews and such of hers I've seen and read, I've always loved her funny, sometimes over-the-top character, and I love love love her fashion sense. No matter what some readers said, I loved this book too.
Keaton's mother kept 85 journals throughout her life. As Diane Keaton explores her journals, she also explores herself and the rest of her family. It wasn't such a surprise to find out they're just like any other family with all their problems and sorrows and happy moments together. I also wasn't surprised that she's insecure and self-conscious. I especially enjoyed the parts where she questions if she's "pretty enough" because this is something I'm sure everyone goes through.
She's an internationally famous, successful actress, but she's also just like any of us. And I loved how she reflected that onto the page. If you love Diane Keaton or celebrity bios in general, I think this is one you shouldn't miss.
Çekiliş 12 Şubat'ta bitiyor! / Giveaway ends on February 12th!
2.01.2012
Şu an çekilişe 57 kişi katılmış durumda ve ben kendi adıma çok heyecanlıyım! Henüz katılmayanlar varsa diye bir hatırlatma yapmak istedim. Çekilişe buradan katılabilirsiniz. Son gün 12 Şubat.
* * *
Right now there are 57 contestants who've entered the giveaway, and I'm super excited! In case some of you missed the announcement, I thought it was time for a reminder. You can enter the giveaway here. Deadline is February 12th.
Bu arada Her Şeyden Bir Tutam Blog'da da şahane bir çekiliş var. Resimde gördüğünüz ürünleri kazanma şansını yakalamak için bu linki ziyaret edebilirsiniz.
Subscribe to:
Posts (Atom)
Blog Design by Nudge Media Design | Powered by Blogger

This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivs 3.0 Unported License.
Header'ımı sevgili kardeşim Jaffar yaptı.











































