Bu akşam tatile gidiyorum! Son bir kaç yıldır anca bayramlara seyranlara sıkışmış şekilde tatil yapabilmiştim. Bu sefer ciddi ciddi dinlenmeyi hedefliyorum. Yarın için de bir yazı hazırladım size ama sonrasında Zimlicious Blog 11 Haziran'a kadar sessiz kalacak. Kitap okumak yerine bütün gün uyuyabilirim gibi geliyor ama umarım hakkında yazabileceğim bir şeyleri okumuş olarak dönerim. Bir hafta sonra görüşürüz!
25 minimalist kitap kapağı
5.30.2012
Flavorwire'ın edebiyatla ilgili listelerini sevdiğimi çok kez söyledim ama yine söylemiş oldum. Bu sefer de '25 şahane minimalist kitap kapağı' listesi yapmışlar. Her zamanki gibi sevdiklerimi paylaşıyorum. Listenin tamamını buradan inceleyebilirsiniz.
50 Shades of Grey çılgınlığına da soktum burnumu
5.29.2012
Kitap haberlerini takip edenlerinizin '50 Shades of Grey' isimli kitabı duyduklarından eminim. Öyle bir patladı ki kitap Türkiye'de de farklı mecralara haber oldu (mesela). Popüler olan filmlere, kitaplara, dizilere hemen burnumu sokmazsam rahat edemem ben. Çoğu iyi olmuyor, biliyorum, ama bu kadar insanın ayıla bayıla okuduğu veya izlediği şeyleri ben de denemek, ne bulduklarını anlayabilmek istiyorum. '50 Shades of Grey' de böyle bir macera oldu. Ve tabii Alacakaranlık serisi üzerinden reklam yapmasının da büyük etkisi var. Stephenie Meyer'in yazdığı seriyi seven herkes, ben de dahil, 'neymiş bu kitap yaaaa?' diye direk atladı üstüne. Stephenie Meyer'i savunmayacağım. Anlatımı 'eh'ti, kelime tekrarları ve yazım hataları insanı çıldırtıyordu. Ama en azından adam gibi bir hikayesi vardı kadının. '50 Shades of Grey'de ise zayıf karakterler, kötü diyaloglar ve bol bol seks var.
Bu kitap hakkındaki yorumlarımı bitirdiğim an yazmaya başladım aslında ama küçük çapta bir teze dönüştüğünü farkedince bıraktım. O kadar uğraşmaya gerek yok açıkçası böyle bir kitap için. Şimdiye kadar 'fan fiction' olayını hiç sevmemiştim, bunu sevebileceğimi neden düşündüm bilmiyorum açıkçası. Bana göre 'fan fiction' insanların günlük tutar gibi, rastgele fantazilerini yazdığı bir platform. LiveJournal'da çok karşıma çıkıyordu böyle şeyler. Yazıyorlar, herkese okutuyorlar ve sonra 'yalnız değilim' diye seviniyorlar. Tamam, istiyorsanız yazın, içinizde kalmasın ama bunu kitap yapmak dünyanın en saçma fikri olsa gerek. Gerçi kitabın yayıncılarının da dünyanın en zeki insanları olduğunu belirtmek gerek. 'Saçmalık' deyip geçmemişler, deli gibi satacağını hissetmişler. Ama çok satıyor diye iyi bir kitap demek mi? Tabii ki hayır.
Kitaptan ve aldığı tepkilerden bana kalanları madde madde özetlemem gerekirse:
- İnsanlar gerçek edebiyatın ne olduğunu bilmiyor.
- Kadınların çoğunluğu porno izlemekten utanıyor, ancak kitap olarak okudukları zaman kendilerini kötü hissetmiyorlar. Kağıt üzerinde de olsa porno pornodur işte. Bence kitabını okumak yerine izleseniz daha iyi; çok fazla zaman kaybetmezsiniz hiç olmazsa.
- Kadınlar kontrol delisi, karşısındakini sürekli manipüle etmeye çalışan, birine bağlanmaktan korkan erkekleri seviyor.
- Birini sadece fiziksel olarak çok beğeniyorsanız size her istediğini yapmasına izin vermeniz normal bir şey.
- İnsanlar gerçek ilişkilerinde o kadar mutsuz ki '50 Shades of Grey' hayatlarını güzelleştiriyorlar. 'Nasıl?' sorusunun cevabını bulamadım gerçi. Ancak pek çok evli kadın 'evliliğimi kurtardı bu kitap' dediği için 50 Shades of Grey 'anne pornosu' olarak da biliniyor.
- Kadınların güçsüz olmasında bir sorun yok, özellikle seksi, zengin bir adamla birliktelerse.
- Acı = Zevk. Bu durum hep ortalardaydı ama şu an dünyanın her tarafında kabul gören bir şey olması jenerasyonumuz hakkında çok şey söylüyor bence.
- Birisi size gerekli kağıtları imzalattığı sürece canınızı istediği kadar yakabilir.
- İki boyutlu bir insan olmak iyidir; kimin derinliğe ihtiyacı var ki?
Kadınların daha güçlü, kendilerini bilen, kendi ayakları üzerinde durması gereken bir dünyada yaşıyoruz. Ama bu kitap bu doğrultuda yapılan her şeyin aksini temsil ediyor. Kadına karşı şiddetin engellenmesi için uğraşanların emeklerini boşa sayıyor resmen. Bir kadın olarak cidden hemcinslerimden bir tiksindim. Böyle bir şeyin bayıla bayıla okunmasını bekleyen ve bu tuzağa düşenlerden de tiksindim. Güçlü ve gerçek kadınları yazabilen tek ünlü isim hala sadece Joss Whedon sanırım.
Bu arada 50 Shades of Grey film olarak da satın alınmış hemen. O nasıl olacak cidden çok merak ediyorum. Hep birlikte sinemada porno mu seyredeceğiz? Neden bu kitabın üzerinde bir 'parental advisory' etiketi yok? Alacakaranlık serisini çok seven binlerce çoluk çocuk var. Onlar da bu kitabı okumaya kalkarsa n'olacak? Anneler neden bu konuda endişelenmek yerine kitabı övüp duruyor? Gerçi çocuk yetiştirmekten ben ne anlarım, değil mi?
Romantik Asiler Borusan Müzik Evi'nde!
5.28.2012
Geçtiğimiz Çarşamba akşamı Mercan Dede olarak tanınan Arkın ve Kanadalı ressam Carlito Dalceggio'nun 'Revolution Revelation' isimli sergilerinin açılışına gitme fırsatını yakaladım. Sergi, İstiklal Caddesi üzerindeki Borusan Müzik Evi'nde yer alıyor. Binanın 6 katını kaplıyor yapıtlar. Arkın ve Dalceggio, serginin hazırlıklarına Dalceggio'nun Montreal'daki stüdyosunda başlamışlar. Dört ay Montreal'da çalıştıktan sonra atölyelerini İstanbul'a taşımışlar. Rengarenk boyalar, tablolar, kolajlarla birlikte 4 metrelik buddha heykeli de parçalar haline İstanbul'a taşınarak burada birleştirilmiş. Heykel, Borusan Müzik Evi'nin 2'nci ve 3'üncü kaplarını kaplıyor ve görünce insanı bayağı büyülüyor.
'Revolution Revelation' şimdiye kadar gittiklerimden çok farklı bir sergiydi. Öncelikle tüm eserlerin rengarenk olması insanı direk içine çekiyor. Eserlerin çoğunda renkler yalnızca şekillerle değil, yazılarla da birleşiyor. Yukarıdaki resimde gördüğünüz gibi kartondan evler var. Birinin içinde resimler ve yazılar, birinde fosforlu resimler, birinde üç boyutlu gözlüklerle baktığınız resimler, birinde video gösterimi var mesela. Bir diğerinde ise renkli tebeşirlerle duvarlara yazı yazabiliyorsunuz. Giriş katının bir üst katında ise sanatçıların atölyesi olan bölge var. Dalceggio'nun çalışma süresince giydiği, boyalardan rengarenk olmuş ve katılaşmış pantolonunu görebiliyorsunuz.
“Revolution Revelation” sergisinde “revolution” temasını Carlito Dalceggio, “revelation” temasını ise Arkın (Mercan Dede) temsil ediyor. “Revolution” yani “devrim” yeni bir bilinç düzeyine ulaşmak için egodan kurtulmaya, kabuklardan ve maskelerden sıyrılmaya bir davet niteliği taşıyor. “Revelation” yani “perdelerin kalkması” ise bunu izleyen ve tamamlayıcısı olan içsel dönüşümü tarif ediyor. Yaşamı ve üretimlerini iç içe var olan bir döngü olarak gören iki sanatçı, birbirlerinden uzaklaşırken dönüp dolaşıp aynı noktadan daha fazla bilinçlenmiş, daha aydınlanmış olarak geçilebileceğini kanıtlıyor.
Borusan Müzik Evi'nin en üst katında ise Kanadalı fotoğraf sanatçısı Jarrett Gibbons'ın 'Revolution Revelation'ın serüvenini belgelediği fotoğrafları yer alıyor. Sanatçının 40 bin adet fotoğraftan oluşturduğu stop frame animasyon filmini de izleyebiliyorsunuz. Özellikle böyle etkinliklerin perde arkasını merak edenlerin hoşuna gideceğini düşünüyorum.
Hepinizin Taksim'e mutlaka yolu düşüyordur. Hazır oralardayken kaçırmayın ve bu sergiyi gezin bence. 'Revolution Revelation' sergisi 25 Temmuz'a kadar Borusan Müzik Evi'nde olacak. Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri sabah 11'den akşam 7'ye kadar gezebilirsiniz. Sergi ve sanatçılar hakkında daha fazla bilgi için http://www.revolutionrevelation.be/ adresini ziyaret edebilirsiniz.
Harflerden şehir!
5.25.2012
Hong Seon Jang isimli sanatçı 'Type City' isimli eserinde metal tipografi ile minyatür bir şehir oluşturmuş. Şahane olmuş!
Ciddi yazarların şapşal fotoğrafları
5.24.2012
Flavorwire'ın edebiyatla alakalı listelerine bayılıyorum. Bu sefer de 'Ciddi yazarların şapşal fotoğrafları' listesi yapmışlar. Her zamanki gibi çok sevdiklerimi paylaşıyorum. Listenin tamamını buradan inceleyebilirsiniz.
Mark Twain
Neil Gaiman
Hunter S. Thompson John Cusack ve Johnny Depp'le birlikte.
Vladimir Nabakov kelebek yakalarken.
Tom Wolfe ve Kurt Vonnegut cankurtaran pozu veriyor.
Harry Potter e-kitapları Pottermore'da!
5.23.2012
Yaşasın! Artık Pottermore sitesinden Harry Potter serisini e-book veya dijital audiobook olarak satın alabiliyoruz!
Ben Pottermore'a uzun süre direnen ama sonunda dayanamayanlardanım. Her Harry Potter hayranının bayılacağı bir site ve bir girdiniz mi bir kaç büyü ve iksir yapmadan çıkamıyorsunuz.
Ben Pottermore'a uzun süre direnen ama sonunda dayanamayanlardanım. Her Harry Potter hayranının bayılacağı bir site ve bir girdiniz mi bir kaç büyü ve iksir yapmadan çıkamıyorsunuz.
'Kadınsı' mısınız, 'erkeksi' mi?
5.22.2012
1948 yılında Amerika'da yayınlanan bir dergide çıkan testte 6 soruya cevap vererek 'kadınsı' mı, 'erkeksi' mi olduğunuzu öğreniyorsunuz. Beşinci soruda iki kitaptan hangisini okurdunuz diye soruyorlar. İlk seçenek, 'The Winning of the War in Europe and the Pacific.' İkinci seçenek ise 'The Black Rose: A Romantic Novel.' 'Romantik' kitabı seçenler 'kadınsı' puanlar alıyorlar tabii. Bugüne baktığımızda da kadınların çoğunlukla romantik kitaplar tercih ettiğini görebiliyoruz. Bazı şeyler değişmiyor sanırım?
Ben de yaptım testi ve 'erkeksi' çıktım. Sevinsem mi, üzülsem mi bilemedim.
Anything goes if you say yes, apparently.
5.21.2012
There's only so much I can endure--look, ma! I used a Twilight word--and this was a tough one to. The only reason I was curious about this book was its link to Twilight. Even though it was poorly written saga, at least the story overall was exciting, and you could put the big typos in the back burner. Fifty Shades of Grey, on the other hand, had none of anything at all. Well, I lied. It had weak characters, bad dialogue and a whole lot of sex. All of which you can find on any porn site without spending the time and effort to read a book.
I actually started writing a review for this book a while ago, but it was turning into a sociology paper, so I stopped. I thought, why should I bother? Also, I've never enjoyed reading fan fiction; I don't know what made me think I'd like this one. Fan fiction, for me, is a platform where people "jot down" the juicy details of their fantasies to share with others so they don't feel alone. And that's okay; whatever rocks your boat. But turning it into a book? No, thanks. Still, the publishers who picked this up are probably the smartest people in the publishing world because it's selling like crazy. But does that make it good? NO.
So, here's the summary of what I got from the book and the reaction it received:
- Most people wouldn't know "literature" if it hit them in the head.
- Most women are embarrassed to watch porn, but if it's in paperback form, they think it's not dirty. Well, you know what? It's still smut.
- Women like men who are controlling, manipulative and unattached.
- Physical attraction is enough to let someone do whatever they want to you.
- Most people are so unhappy in their relationships that they need something like 50 Shades of Gray to make it better. How? I have no idea.
- Women are weak, and it's okay. Especially when they're hitting it off with a sexy, rich man.
- Pain = Pleasure, apparently. More so now than ever, which says a lot about our generation whether you like it or not.
- It's okay for someone to hurt you if they make you sign papers.
- You don't have to have sex or make love; 'fucking' is cooler.
- It's okay to be two-dimensional; humans don't need depth or anything.
We live in a world where women need to be stronger, know who they are and have their own mind, but this book puts all that to shame. There are organizations that help women get the hell out of abusive relationships before they end up dead, and this book puts that to shame as well. As a woman, I'm honestly offended that there are people out there who think I would / should enjoy something like this. Is Joss Whedon the only person out there who can write strong, real women?
I heard that the 50 Shades of Grey movie was already picked up by a studio. How will that happen? Will we go to the theater and watch porn among teens and kids? Why doesn't the book come with a parental advisory sticker? There are so many young Twilight fans, hello! What if they read this, too? I'm surprised many mothers are raving about this book instead of getting worried. Then again, what do I know about raising children, right?
John Updike's Rabbit is hard to like.
5.18.2012
John Updike's Rabbit, Run was my book club's choice for May. This year we focused mainly on award-winning books and authors while making our choices. There are award-winners among John Updike's Rabbit series books, and Rabbit, Run is the first book of the series. Updike himself has won quite a bit of awards as well. (I'm not gonna get into them here; ask Google if you're curious.) I once again found myself asking, "why do so many award-winning books have to be so damn hard to read?" I try to think of this book as another adventure, one that wasn't the kind I enjoy. I for sure will not be reading the rest of the books in the series because frankly, I couldn't care less what happens to Rabbit.
I guess I could summarize the story as such: while Rabbit is trying to run away from one shitty situation, he finds himself in more shit. Rabbit himself and those around him are two-dimensional, characterless characters. For example, when, in the beginning of the book, Rabbit leaves to get a pack of cigarettes and decides not to come back, there are descriptions and descriptions of the roads he takes, the conversations he has at gas stops... I swear I get bored even thinking about it. I don't think you should waste your time reading this book. It's enough if you just Google it, read the summaries and know what it's about.
10 ünlü yazar ve kokteylleri
5.17.2012
The Kitchn isimli web sitesi, Kokteyl Haftası'nın şerefine ünlü yazarların sevdiği kokteylleri paylaşmış. Hemen bir Google araştırması yaptım ama farklı şehirler için farklı tarihler çıkıyor 'Cocktail Week'i arayınca. Kokteyller her türlü içilir gerçi! Sevdiğim / okuduğum yazarlar ve kokteylleri:
- Ernest Hemingway: Mojito
- William Faulkner: The Mint Julep
- F. Scott Fitzgerald: The Gin Rickey
- Truman Capote: The Screwdriver
- John Steinbeck: The Jack Rose
- Jack Kerouac: Margarita
- Tennessee Williams: The Ramos Gin Fizz
Bu arada makalede adı geçen, böyle bir kitap varmış:
Bunu almam ve okumam lazım. İlgilenenler için Amazon linki.
Hayalperest
5.16.2012
Bugün küçük bir hayal kuralım mı beraber? Buyrun...
Önce böyle bir loft'umuz olsun. Göremediğimiz kısımları da raflarla dolu olsun. Giderken kendi kitaplarımızı götürürüz...
Şahane olmadı mı?
Hadi şimdi işinize dönün ki para biriktirmeye başlayalım!
Önce böyle bir loft'umuz olsun. Göremediğimiz kısımları da raflarla dolu olsun. Giderken kendi kitaplarımızı götürürüz...
(link)
Loft'umuz bu kadar ışık aldığına göre kesin kocaman bir penceresi vardır. Onun önüne de bunu koyalım.
(link)
Şahane olmadı mı?
Hadi şimdi işinize dönün ki para biriktirmeye başlayalım!
Kaçarken çok bayıksın Rabbit!
5.15.2012
John Updike'ın Tavşan Kaç isimli kitabı, kitap kulübümüzün Mayıs ayı seçimiydi. Bu yıl ağırlıklı olarak ödüllü kitaplara odaklandık. John Updike'ın Rabbit isimli adamın hayat hikayesini ele alan kitaplarından da ödüllü olanlar var. Yazar amcamız da pek çok ödüle layık görülmüş. Açıkçası kendimi bir kez daha 'ödüllü kitaplar neden böyle zor okunan, bunalım kitaplar oluyor?' diye düşünürken buldum. Bu da böyle bir maceraydı deyip zamanımı çalmasına çok üzülmemeye çalışıyorum. Ancak serinin devamını okumayacağım kesin. Rabbit'e ne olduğu cidden umurumda değil.
Hikayeyi şöyle özetleyelim: Rabbit hayatından kaçmaya çalışırken burnu boktan çıkmıyor. Kendisi de, etrafındakiler de karaktersiz, insanı sinir eden ve iki boyutlu karakterler. Yazar her şeyi en ince ayrıntısına kadar tasvir etme ihtiyacını hisseden bir yazar. Rabbit daha başlarda sigara almaya diye evden çıkıp kaçmaya karar verdiğinde sayfalar boyunca nerelerden geçtiğini, benzin aldığı yerlerdeki saçma muhabbetlerini okumak zorunda kalıyorsunuz mesela. Düşünürken bile sıkılıyorum yemin ederim! Bence bu kitabı okuyup zaman kaybetmeyin. Internetten özetini araştırın, onu okuyun, kitabın ne olduğunu bilin yeter.
Bu arada ben kitabı İngilizce okudum. Başta 'zor okunan' dememin nedeni de bu tasvirler. Yoksa İngilizcesi zor falan değil, rahatça okuyabilirsiniz.
Eski kitapların kokusu nereden geliyor?
5.14.2012
Ben severim eski kitap kokusunu. Abebooks.com'dan Richard abi anlatıyor bu kokunun nereden geldiğini. Buyrun dinleyin:
P.S. Abebooks.com gezip gezip iç çektiğim bir site. İkinci el kitaplar satıyorlar ve özellikle pek çok kitabın first edition'ınını bulabiliyorsunuz. Ancak Türkiye'ye yollayan bir satıcı görmedim şimdiye kadar. Üzülüyorum aklıma geldikçe.
Today's YA authors could learn a thing or two from A.M. Homes
5.11.2012
A.M. Homes's first novel Jack is the third book I've read by the author. I've added her to my "favorite authors" list after the second one, and I'm very excited to read the rest of her work. She's brave and very crafty with her use of language and emotions. She focuses on characters that are trying to discover themselves as well as those around them. She's very skilled in observing and analyzing human behavior, which is very obvious in her catching the little things the naked eye (and heart, really) would never take notice of.
Jack, written in 1989, made me wish YA authors today wrote books like this one. I'm a fan of the paranormal YA novels mostly, but this is something completely different. Jack is a 15-year-old kid, who's also the narrator of the book. When you think about the YA books today, you might instantly be irritated when you see his age, but don't be-- Homes's writing will make you feel for him even if you don't like him. And the story is about Jack's efforts to find himself and discover those around him after his parents split.
After his parents are separated, Jack's father one day reveals to him that he's gay. His mother starts working in real estate after the separation and living with a man called Michael. Jack only wants to live a 'normal' life like any other kid, or adult, would. Especially after his father leaves, Jack spends a lot of time at his friend's Max's house. In Jack's eyes, Max's is a 'normal' family. But he does realize later that they too have their problems, and there's no such thing as a perfect family.'
At first, Jack hates her father being gay, and the kids at school making fun of him because of that doesn't make it any easier. These parts for me were quite tough to read, and I wanted to yell things like "what's wrong with you, kid?!" in his face. The sadder part is that it's 23 years later now and not much has changed when it comes to these things.
Jack really got that feeling of J.D. Salinger's Catcher in the Rye. I think that especially those who like Catcher in the Rye will enjoy Jack.
The books I've read by Homes so far apart from Jack are This Book Will Save Your Life and The Safety of Objects. Apparently, people often asked Homes whether or not she'd ever write a 'happy book,' and This Book Will Save Your Life is the book she wrote in answer to that. It's a unique story, sometimes rather weird, but very sweet overall, as you can tell from the cover. This is the book I suggest to friends who want a feel-good book to read.
The Safety of Objects, on the other hand, was made into a movie in 2001. I'd watched the movie after I read the book. It doesn't come close to Homes's craftiness in story-telling, but it's not a bad movie either. Among the actors in the movie are Glenn Close, Dermot Mulroney, Joshua Jackson, Timothy Olyphant, Mary Kay Place, Patricia Clarkson and Kristen Stewart. You can watch the trailer here:
The Safety of Objects, on the other hand, was made into a movie in 2001. I'd watched the movie after I read the book. It doesn't come close to Homes's craftiness in story-telling, but it's not a bad movie either. Among the actors in the movie are Glenn Close, Dermot Mulroney, Joshua Jackson, Timothy Olyphant, Mary Kay Place, Patricia Clarkson and Kristen Stewart. You can watch the trailer here:
I found out that Jack was translated into a TV-movie, but I unfortunately haven't been able to get a hold of it.
Eric Northman zamanı geliyor.
5.10.2012
Bugüne kadar olan yazılarımı geçtiğimiz Cuma yazıp sıralamıştım. Sonra araya cumartesi ve pazar girdi haliyle. Stephenie Meyer'in 'Alacakaranlık' serisinin sevenlerinden biri olarak son zamanlarda çok konuşulan '50 Shades of Grey' isimli, E.L. James tarafından önce 'fanfiction' olarak başlayan kitabı okudum. Hiç ama hiç sevmedim ve merakıma yenik düştüğüm için sinirlendim kendime. Bu kitap hakkındaki yorumumu yazmam biraz zaman alıyor ama yakın zamanda paylaşacağımı umuyorum.
Ardından pazartesi akşamı kitap kulübümüzün Mayıs ayı seçimi olan, John Updike'ın 'Rabbit, Run' isimli kitabını bitirdim. Bu kitap da baştan sona içimi şişirdi, yaşlandırdı resmen beni. Niye ödüllü kitapların çoğunluğu böyle bunalım oluyor ya? Mutlu son hastalarından değilim ama zevk için kitap okurken bunalımdan bunalıma koşma taraftarı da değilim...
İki tane böyle kitap peş peşe gelince sinirim bozuldu tabii. Şimdi kara kara düşünüyorum ne okusam diye; tırstım resmen. O yüzden bugün başka bir türe odaklanalım: TRUE BLOOD'ın başlamasına az kaldı!
Charlaine Harris'in kaleme aldığı Sookie Stackhouse serisi kitaplardan uyarlanan dizinin beşinci sezonu 10 Haziran'da başlayacak. Şu ana kadar ilk 7 kitabı okudum. Teknik olarak biliyorum yani bu sezonda neler olacağını ama dizi birebir kitapları takip etmiyor. Bu nedenle arada beklenmedik sürprizler oluyor. Heyecan, heyecan!
Kitaplardan esinlenerek yapılmış binalar
5.09.2012
Flavorwire, kitaplardan esinlenerek yapılan 10 binaya yer verdiği bir liste oluşturmuş. Listede Orhan Pamuk'un 'Masumiyet Müzesi' de yer alıyor. Benim sevmeyi başaramadığım bir yazar ama hayranları için heyecanlı bir deneyim olacağını düşünüyorum. Bildiğim kadarıyla kitapla birlikte müze bileti de geliyor. İlgilenenlere duyurulur!
Benim en beğendiklerim:
Yeni Zelanda'daki 'Hobbit Motel'
William Hauff'un 'Lichenstein' isimli romanından esinlenerek yapılan bina...
Yüksek korkuma rağmen yaşarım ben burada!
Lewis Carroll'un 'Alice Harikalar Diyarında' kitabından esinlenen 'Tavşan Evi'...
'Rabbit Hole'u hayatta bu şekilde hayal etmezdim ama değişik bir yorum olmuş.
Listenin tamamını buradan inceleyebilirsiniz.
Bugünkü YA yazarları utansın!
5.08.2012
A.M. Homes'un ilk romanı olan Jack, yazarın okuduğum üçüncü kitabı. Homes'u daha ikinci kitabından sonra favori yazarlarıma ekledim ve diğer kitaplarını okumak için heyecanlanıyorum açıkçası. Cesur, dili ve duyguları çok iyi kullanan, insanların etrafındakileri ve kendilerini keşfetmesine odaklanan bir yazar. Gözlem ve analiz yeteneği de oldukça gelişmiş çünkü en basit olayları anlatırken bile normalde farkedilmeyecek şeyleri bulup çıkarıyor.
1989 yılında yazdığı Jack, 'keşke bugünkü YA kitapları da böyle olsa' dedirtti bana. Ki ben paranormal YA kitaplarını seven bir insanım ama bu bambaşka işte. Jack, 15 yaşında bir çocuk ve hikayenin anlatıcısı aynı zamanda. Annesi ve babasının ayrılığıyla başa çıkma sürecini, bu arada da kendini bulmaya çalışmasını okuyoruz.
Annesi ve babası ayrıldıktan sonra babasıyla zaman geçirdiği bir gün adam buna gay olduğunu açıklıyor. Annesi emlakçı olarak çalışmaya başlıyor ve Michael isimli bir adamla yaşamaya başlıyor. Jack, pek çok çocuk (hatta her yaşta insan) gibi yalnızca 'normal' bir hayatı olmasını istiyor. Jack, özellikle babası evden ayrıldıktan sonra genelde en yakın arkadaşı Max'in evinde zaman geçiriyor ve onun gözünde Max'in ailesi 'normal' bir aile. Ancak daha sonra onların da kendi sorunları olduğunu, her ailenin bir şekilde problemli olduğunu görüyor.
Jack'in gay olduğu için babasından tiksinmesi, okuldaki çocukların bu durumla dalga geçmesi okuması zor olan kısımlardı. 23 yıl sonra dahi insanların hala bilinmeyenden korkması, farklıyı anlamaya çalışmadan ezmek için uğraşmaları da insanı üzüyor açıkçası.
J.D. Salinger'ın The Catcher in the Rye (Gönülçelen) kitabının havasındaydı Jack. Özellikle o kitabı sevenlerin bunu da severek okuyacağını düşünüyorum.
A. M. Homes'un daha önce okuduğum kitapları This Book Will Save Your Life ve The Safety of Objects'ti. Homes'a sürekli 'hep bunalım kitaplar yazıyorsun; eğlenceli bir şey yazmayacak mısın hiç?' tarzı sorular soruyorlarmış. This Book Will Save Your Life'ı da bu sorunun cevabı olarak yazmış. Değişik, bazı kısımları oldukça garip, şirin bir kitap. Hatta neşeli, kendilerini iyi hissettirecek bir kitap okumak isteyen arkadaşlarıma tavsiye ettiğim kitap.
The Safety of Objects'in ise 2001 yılında filmi çıkmış. Onu da kitabı okuduktan sonra izlemiştim. A.M. Homes'un anlatımının yanına bile yaklaşamıyor film ama kötü de değildi. Glenn Close, Dermot Mulroney, Joshua Jackson, Timothy Olyphant, Mary Kay Place, Patricia Clarkson ve Kristen Stewart gibi oyuncuların rol aldığı filmin trailer'ını da buradan izleyebilirsiniz:
Jack'i de film olarak televizyona uyarlamışlar ama onu bulamadım maalesef.
Küçük Prens'in ilk taslakları bulundu
5.07.2012
Antoine de Saint-Exupery'nin sevilen çocuk kitabı Küçük Prens'in ilk taslakları bulunmuş. Saint Exupery uzmanı Olivier Devers, bu metinlerin yazarın İkinci Dünya Savaşı sırasında New York'ta yazdığı kitabın savaş karşıtı bir kitap olduğunu gösterdiğini belirtmiş. 16 Mayıs'ta açık artırmaya çıkacak kitabın 52.000 dolar ile 65.000 dolar arasında alıcı bulacağı tahmin ediliyor.
Muppet'lar geri döndü!
5.04.2012
Bu filmi sinemada izleyemediğim için çok üzülmüştüm ama evde izlemek de bir ayrı güzel oldu. Şimdiki çocuklar Muppet'lar hakkında ne düşünür bilemiyorum ama ben onlarla büyüdüm ve çok sevdiğim karakterlerle bir araya gelmek bayağı güzel oldu. Eskiden beri favorim olan Miss Piggy de öldürdü yine gülmekten. Amy Adams'a sinir oluyorum ama o bile çok batmadı bu filmde. İzlemeyenler izlesin!
Lover Reborn - J.R. Ward
5.03.2012
Lover Reborn is the 10th book in J.R. Ward's Black Dagger Brotherhood series. Now, I must say that I wasn't too crazy about the previous one, Lover Unleashed. Mainly because a brand new character kind of dropped into the story, and the rest of the characters weren't as involved in the story as they usually are. Lover Reborn, in the other hand, is about a character we've known from the beginning, and he's also an important soldier of the Brotherhood.
Even though Lover Unleashed had made me go 'ehhhhhh,' my faith in Ward's story telling was restored in Ward. I believe the lovers of the series are going to enjoy this one.
50/50
5.02.2012
23 Nisan haftasonunda izlediğim ikinci film 50/50. Başrollerini Joseph Gordon-Levitt ve Seth Rogen'ın paylaşıyor olması bence yeterli zaten. Gerçek bir hikayeden esinlenmiş olması da cabası. Posteri ele veriyor zaten Levitt'in kanser olduğunu. Ancak şimdiye kadar izlediğim, benzer konuları ele alan filmler gibi değildi. İnsanı depresyona sokmuyor; tam tersine umutla doluyorsunuz. Buyrun trailer'ını buradan izleyin...
Bu seri hiç bitmesin!
5.01.2012
J. R. Ward'un Black Dagger Broterhood serisi kitaplarının 10'uncusu Lover Reborn. Bir önceki kitap, Lover Unleashed, pek hoşuma gitmemişti açıkçası. Yepyeni bir karakter pat diye hikayeye girmişti çünkü. Lover Reborn'da ise serinin en başından beri tanıdığımız, Black Dagger Brotherhood'da önemli biri olan bir savaşçının kitabı. Bir önceki kitabın 'mehhhhhh' olmasını affettim valla çünkü Ward döktürmüş yine.
Seriyi sevenler bunu da severek okuyacaklar.
Subscribe to:
Posts (Atom)
Blog Design by Nudge Media Design | Powered by Blogger

This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivs 3.0 Unported License.
Header'ımı sevgili kardeşim Jaffar yaptı.




















































