1984'ün babası: BİZ

3.28.2012


Ex Libris Kitap Kulübü olarak bu yıl okuduğumuz ikinci kitaptı Biz. Ben İngilizce çevirisini okudum. 'En İyi' İngilizce çevirisi olduğunu iddia ettiklerini. Başında editörün upuzuuuuun bir notu vardı. Kitap, yazıldığı zamanlar, yazar hakkında bayağı bilgi vermesi açısından güzeldi ama bence böyle şeylerin kitabı bitirdikten sonra okunması lazım. Çünkü insanın önce kitap hakkında kendi fikrini belirlemesi, bilgi bombardımanından etkilenmemesi lazım. Ama okurların bileceği iş tabii...

Kitabı çok sevdim ben. Lisede Orwell'in 1984'ünü zorla okuturken bu kitaptan hiç kimsenin bahsetmemesine de çok şaşırdım. Hatta bunun varlığından bile haberleri olmadığından şüphelendim açıkçası. 1984'ü severek okumuştum ancak onun 'babası' olan Biz'i okumak daha bir heyecanlıydı.

İçeriğini sizin okuyup görmeniz daha iyi olacağı için spoiler vermeyeceğim. Ancak şunu söylemek istiyorum ki kendi hayatınız ve yaşadığınız dünya hakkında pek çok şeyi sorgulayacaksınız. Türkçe çevirisinin nasıl olduğunu hiç bilmiyorum ama gördüğüm kadarıyla farklı yayınevlerinden çıkmış kitap. Okuyun, siz karar verin derim.

Vampirlere sardım yine...

3.27.2012

Havaların ısınması benim beynime yaramıyor. Hele ki son zamanlardaki gibi bir ısınıp, bir soğuyunca aptallaşıyorum iyice. Bir kaç gündür de acayip başım ağrıdığından kitap okuyunca gözlerim de ağrımaya başlıyor ve kafamı duvarlara vurasım geliyor. Daha okuduğum ama burada bahsetmediğim kitaplar yok değil gerçi... Kafayı toplayınca onlara da sıra gelecek.

Şimdilik 90'ların sevilen vampirlerine sarmış durumdayım. Önce bir Buffy the Vampire Slayer maratonu yaptım. Şimdi de Angel seyrediyorum. Siz de yapın bence; güzel oluyor! Böyle danslı manslı hem de!


F. Scott Fitzgerald kitap kapakları

3.22.2012

Pinterest'i çözmeyi becerdikten sonra çok sevdiğimi itiraf etmem lazım. Bir moda ve tasarım fazlılığı var sitede, o dikkatimi çekti. Ama aradan çok ilginç şeyler çıkınca da mutlu oluyor insan. Daha önce hiç rast gelmediğim F. Scott Fitzgerald kitap kapakları gibi... Aşağıda gördüğünüz tasarımlar Corali Bickford-Smith tarafından yapılmış. Bence pek güzel olmuş. Sizce?


Tetiklenmiş!

3.21.2012

Fletcher Wortmann'ın biyografik kitabı 27 Mart'ta St. Martin's Press'ten çıkacak. Ben kendisini NetGalley'de buldum ve 'OCD'yi görünce hemen okumam gerektiğine karar verdim. Wortmann, obsesif kompulsif bozuklukla hayatı bozunca mücadele etmiş olan ve hala eden bir yazar. İtiraf etmem lazım, ilk gördüğümde kitabın üstüne atlamış olsam da başlamadan önce bir süre düşündüm.

Bu bozukluk hakkında bilgisi olmayanlara 'OCD' dediğiniz zaman çoğu hemen Jack Nicholson'ın As Good As It Gets filmindeki karakterini düşünüyor. Banyo dolabında paket paket sabun bulunan, elini her yıkayışında yeni bir paket açan karakteri... OCD'si olanların 'bazılarının' mikrop fobisi olduğu doğru. Hatta çoğu zaman bozukluğun ilk işareti bu oluyor. Ancak insanların unuttuğu kısım şu: her OCD'si olanın mikrop fobisi olacak diye bir şey yok.

Okumaya başladığım an Wortmann'ın da el yıkama takıntısı olmayanlar arasında yer aldığını farkettim. Bu yüzden doktorlar OCD'si olduğunu uzun bir süre anlamamış. Yazar, bunu dahi eğlenceli bir havayla anlatıyor. Bu durumu çok takdir ettim çünkü evet, OCD ciddi bir bozukluk ancak onun hakkında bir kitap okurken bunalımdan bunalıma koşmamızın da alemi yok. Wortmann aynı zamanda OCD'nin hayatı engellemesi gerekmediğini, birlikte yaşamayı başarabileceğiniz bir bozukluk olduğunuzu da umut verici bir şekilde belirtiyor.

Bunun yanı sıra zorlandığı zamanları da dürüst bir şekilde aktarmış, bazı olayların utanç verici olmasına aldırmadan. Bu özellikle hoşuma gitti çoğu zaman en zor anlar utanç verici anlar değil mi? 

OCD'si olmayanların dahi severek okuyacağı bir kitap olduğunu düşünüyorum TRIGGERED'ın. Özellikle biyografi sevenlerin.

Of Amazon!

3.19.2012

Kindle'ımla büyük aşk yaşıyor olsak da yeni kitaplara gelince bozuşuyoruz. Black Dagger Brotherhood'un 10'uncu kitabo Lover Reborn mesela. Çıktı çıkmasına ama Simay Amazon Kindle Store'dan alışveriş yapabiliyor mu? Hayır. 

Korsanlık yapayım dedim, onu da beceremedim. Bütün indirdiklerim bozuk çıktı. Hayat çok zor, çok!

Açlık Oyunları'nın filmi geliyor

3.15.2012

Kitabın fanatikleri çoktan deliriyorlardır gün sayarak ama ben haberi olmayanlar için bir daha duyurayım dedim. 'Young Adult' akımını göz önünde bulundurduğumuzda Suzanne Collins'in 3 kitaptan oluşan Açlık Oyunları serisinin diğerlerinden farklı olduğunu düşünüyorum. YA türündeki kitaplar birbirlerine çok benzedikleri için bu türden fenalık bastı artık bana ama dediğim gibi, Açlık Oyunları farklı. İlk kitap bana Battle Royale filmini hatırlatmıştı ve bayağı sinirimi bozmuştu okurken. Çoğu YA kitabında karakterler abartı ve tek boyutlu olduğu için umursamakta zorlanıyorum onları ama Açlık Oyunları öyle değildi.

Filmin oyuncuları ilk belli olduğunda kim kimi oynayacak diye şöyle bir bakmıştım. Lenny Kravitz ve Woody Harrelson dışındaki oyuncuların çoğunu tanımıyorum; özellikle de genç olanları. Ama kitabı okurken kafamda canlandırdığıma çok ters düşen bir şey görmedim şimdiye kadar. İzleyip göreceğiz diyorum artık. Buyrun siz de trailer'ını izleyin daha fırsat bulamadıysanız.


İkinci el kitapları seven parmak kaldırsın!

3.14.2012

Küçükken her çocuk gibi her şeyin yenisini severdim. Kitaplarımı da çok dikkatli okurdum ve kenarları kıvrılacak, kapakları çizilecek diye ödüm patlardı. Bu durum 'ikinci el kitap' olayını keşfettiğim anda tamamen değişti. Özellikle Amerika'da yaşadığım zamanlarda 'yard sale'ları hiç kaçırmaz, ilgimi çeksin, çekmesin, eski görünümlü kitap bulduğum zaman havalara uçardım. Hele ki ikinci el kitap satan dükkanlara girdiğim, hele hele sevdiğim bir kitabın eski basımını bulduğumda nasıl mutlu olurdum anlatamam.

Burada bahsettim sanıyorum; ikinci el İngilizce kitap olayını İstanbul'da da buldum. Diğerlerini bilmiyorum ama Beşiktaş ve Kadıköy'deki Alkım Kitabevi şubelerinde ikinci el kitapları bulabilirsiniz. Fiyatları 1 ve 20 lira arasında değişiyor kitabın büyüklüğüne göre. Yukarıdaki resimde gördüğünüz, Beatrix Potter'ın 'The Tale of Peter Rabbit' isimli kitabını 1 liraya aldım mesela. 

Küçüklüğümden kalma, üzerinde Potter'ın tavşanlarının olduğu bir de teneke kutum var. Onu bana kim aldı, o zaman içinde ne vardı (çikolata ya da şeker olduğunu tahmin ediyorum gerçi) hatırlamıyorum ama o zamandan beri pek severim bu tavşanları. Sevdiğim bir kitabı bulmamın yanı sıra içinden çıkan sürpriz de çok hoşuma gitti:
Dünyadaki Eric'lerin hangisidir bilmiyorum ama bir tanesi bu ktiabı büyükannesine hediye etmiş ve döndü dolaştı benim rafımda yeni bir ev buldu kendine. Bu kitabı aldığım gün bir de 'Staircase to Writing and Reading' isimli bir kitap almıştım. Onun içinden de aşağıdaki notlar çıktı:
Kitabın içinde notların sahibinin adı ve soyadı da yazıyor. Facebook'tan arattım 'notların bende, çok efsane bir durum değil mi?' diye mesaj atmak için ama sonra vazgeçtim. Birincisi, aynı isimde bir sürü insan çıktı. İkincisi, deli meli derler şimdi belli olmaz.

Siz de seviyor musunuz ikinci el kitapları yoksa yeni, gıcır gıcır kitapları mı tercih ediyorsunuz?

Minik bir kadının kocaman hayatı...

3.13.2012

Kitap: Marilyn: Aşk... Ölene Dek
Author: Alfonso Signorini
Basım Yılı: 2011
Yayınevi: Turkuvaz Kitap
Sayfa Sayısı: 237


Ünlü gazeteci Alfonso Signorini'nin kaleminden İtalya'da çok satanlar listesinde uzun süre bir numara kalan yepyeni bir biyografik roman.

Maria Callas ve Chanel'den sonra bu kez de gelmiş geçmiş en büyük Hollywood yıldızının acılarla, aşklarla, başarılarla ve milyonlarca hayranla sarılı yaşamının hiç bilmediğiniz noktalarını, nefis bir roman tadında, bir solukta okuyacaksınız…

Norma Jeane'in yetim gibi geçen acılı çocukluğundan, zorla evlendirilmesine; mankenlikten figüranlığa; seks sembolü oluşundan dünyanın en çok tanınan efsanevi Hollywood tanrıçası olmasına kadar geçen hayatı ve gizemli ölümünün perde arkası…

"Şöhret harikadır ama soğuk bir gecede ona sarınamazsınız."

"Güzellik ve kadınsılık yaşla ilgili değildir ve inşa edilemez. Fabrikatörler bana kızacak ama çekicilik de üretilebilecek bir eşya değildir. Gerçek çekicilik bütünüyle kadınlıkta yatar."
Bu kitabı uzun süre önce elime geçirmiş olmama rağmen bir türlü sıra gelip de okuyamamıştım. Marilyn ile Bir Hafta (My Week With Marilyn) filmi sonrasında 'şimdi tam zamanı!' diye düşünerek aldım elime. Gazeteci Alfonso Signorini'nin kaleme aldığı bu kitap cidden bir çırpıda okunuyor. Biyografi değil de roman gibi yazılmış olmasının bunu daha da kolaylaştırdığını düşünüyorum. Filme ilgisi olsun olmasın, Marilyn Monroe'yu sevmeyen bir insanla karşılaşmadım bugüne kadar. Hayat hikayesini biliyor olsanız bile arada ne detaylar çıkacağını merak ediyorsunuz okurken...

Kitap, Monroe'nun doğumundan ölümüne kadar her olayı kapsıyor. Hayatında dönüm noktası olanların ayrıntısı ise diğerlerinden daha fazla haliyle. Özellikle küçüklüğünde annesi tarafından dışlanmış olması, sevgi ve ilgi bekleyen bir kız olarak bunu bulduğu her an mutluluğun elinden uçup gitmesi gibi durumlarla ilgili duygularına tanık oluyorsunuz. Her şeyi sevilmek ve ilgi görmek için yaptığını izlemek, ardından da her zamankinden daha yalnız olduğunu görmek üzüyor insanı, ne yalan söyleyeyim.

Kitabın içinde önceden bilmediğim bir şeyler olmadığını söylemem gerektiğini düşünüyorum. Ancak herşeyi sırasıyla, tekrardan okumak, neyin neden olduğunu görmek kafanızdaki Marilyn'e ışık tutuyor. Benim favorim tabii ki kitap kurtluğundan bahsedilen kısımdı. Ünlü olsun olmasın, kitap seven insanlara hemen kanım ısınıveriyor, elimde değil. Marilyn'in kitap sevgisi şöyle anlatılıyor:

'Marilyn kitap okumayı çok seviyordu. Bazen tek kelimesini anlamadan bir kitabı saatlerce okurdu; bu kadar entelektüel bir uğraşla ilgilenmek ona kendini iyi hissettiriyordu. Klasikleri ve özellikle Goldoni ile Shakespeare'i çok seviyordu. Hırçın Kız'ın dik kafalı başkarakteri Caterina'yı büyüleyici buluyordu.'

Marilyn Monroe'yu ve/veya biyografileri seviyorsanız bu kitabı da tek solukta okuyacaksınız.

P.S. Bu arada kitapta çok fazla yazım hatası olduğunu da belirtmem gerekiyor. Eksik harf gibi hataların yanı sıra 'Marilyn kendini çok mutluluk hissediyordu' diye bir cümle var mesela. 

P.S.S. Son zamanlarda sağımın solumun Marilyn Monroe olmasından faydalanarak Monroe fanatiği bir arkadaşım için bir hediye de yaptım. Kumaşı kesip beyaz çerçeveye koyunca daha güzel oldu ama onun resmini çekemedim daha; bununla idare edin.


Yeterince gürültülü ve yakın değildi!

3.09.2012

Extremely Loud and Incredibly Close (Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın), Everything Is Illuminated'in (Her Şey Aydınlandı) yazarının aynı isimli kitabından uyarlanmış bir film. Kitapların ikisinin de favorilerim arasında olmalarının yanı sıra Everything Is Illumiated'in filmini de çok beğenmiştim. Extremely Loud and Incredibly Close'un da aynı derece iyi bir film olacağı umuduyla çok heyecanlanmıştım... Ama olmamış. Olamamış.


Neden olmamış kısmın da adam gibi açıklayabileceğimden emin değilim açıkçası. Şöyle özetlemeyi deneyebilirim: kitaptan bayağı büyülenmiştim. Film kötü bir film değildi kesinlikle ama ayrıntıların eksikliği o büyüyü bozdu benim için. Kitapta 'vay be; ne güzel yapmış' dediğiniz şeyler filmde yok haliyle. Yapmaya çalıştılarsa da sadece filmin sonlarına doğru hissettim. 

9 yaşındaki Oskar'ın babası, 11 Eylül'deki ikiz kuleler faciasında hayatını kaybediyor. Ölümünün ardından Oskar şans eseri bir vazonun içinde, üzerinde 'Black' yazan minik bir zarfta bir anahtar buluyor. Babasıyla hep keşif oyunları oynuyorlar ve Oskar bu anahtarın neyi açtığını aramaya başlıyor. Ararken görüştüğü insanların ve yerlerin fotoğraflarını çekerek bir seyir defteri oluşturuyor. Kitabın sonunda bir insanın ikiz kulelerden düşüşünü gösteren bir animasyon var. Sayfaları çevirerek düşüşü görebiliyorsunuz. Filmde bunu Oskar'ın yaptığı defterin içine yerleştirmişler. İçimi gıcıklatan, gördüğüme çok sevindiğim tek kısmı bu oldu-- her ne kadar konu itibariyle güzel bir şey olmasa da...


Üşenmedim bir de kitabın içinden bir kaç resmi sizinle paylaşayım istedim. Yukarıda gördüğünüz iki resim Oskar'ın araştırma sürecinde tanıştığı insanlar. Fimdeki gibi çekmiyor yani resimleri... Filmde Oskar'ın garip bir çocuk olduğunu anlıyorsunuz ama bence karakter çok yüzeysel kalmış. Bazı şeyleri babasının ölümünün etkisiyle mi yaptığı, yoksa karakterinin getirdiği bir şey mi olduğunu anlayamıyorsunuz. Sonracığıma....


Kitabın yukarıda gördüğünüz iki sayfa gibi sayfaları da var. Soldakinin ne olduğunu çok net hatırlamıyorum açıkçası. Ancak sağdakinde Oskar hayatını harflere bölüyor. Harflerin telefon tuşlarındaki yerlerine göre hayatının toplamını hesaplamaya çalışıyor -- mesela 'aşk' 2,7,5, ölüm 6,5,8,6 gibi....


Çok şekerdi ama Oskar'ı oynayan çocuğa da ısınamadım ben. Okurken hep Jonathan Safran Foer'in minik versiyonunu hayal etmiştim. Çocuk da hiç andırmıyordu kendisini. Çok şey istiyorum sanırım ama elimde değil.

Filmin en beğendiğim kısmı ise Oskar ve yaşlı amcanın birlikte araştırma yaptığı kısımlardı. Amcanın kim olduğunu ve neden Oskar'ın deliliğine katıldığını söylemeyeceğim spoiler vermemek için ama insanın gözleri doluyor resmen.

Benim tavsiyem önce kitabı okuyup, sonra filmi izlemeniz. Hatta filmi izlemesiniz de olur. Oscarlar'da nasıl olmuş da aday gösterilmiş tam anlamış değilim ama konusu nedeniyle olduğunu tahmin ediyorum...

Michelle Williams cidden Marilyn olmuş!

3.07.2012

My Week With Marilyn (Marilyn ile Bir Hafta) filmini yapılacağını duyduğum günden beri izlemek istiyordum. Dawson's Creek günlerinden beri pek sevdiğim Michelle Williams'a biz kez daha hayran oldum bu filme. Kendisi Marilyn'i oynamamış; Marilyn olmuş resmen. 

Marilyn'i kimin oynayacağına odaklanınca başka hangi oyuncuların filmde yer alacağını düşünmemişim hiç, onu farkettim. Kenneth Branagh ve Judi Dench başta olmak üzere Julie Ormond, Emma Watson, Tony Jones gibi sevdiğimiz pek çok İngiliz Williams'a eşlik ediyor.

P.S. Aşağıdaki resimde göreceğiniz gibi Marilyn'in kitap kurdu olduğu ayrıntısını da atlamamışlar. 

Charlize Theron 'Genç Yetişkin' ise...

3.05.2012

Geçtiğimiz günlerde Charlize Theron hakkında bir haberde bu filmin ismi geçiyordu. 'Aaaa neymiş bu acaba?' diye merak edip Google'a danışınca rol arkadaşının Patton Oswalt olduğunu gördüm ve izlemem gerektiğine karar verdim. Yazarın Diablo Cody olduğunu görünce huylanmdım değil ama 'ne kadar kötü olabilir ki?' dedim kendi kendime...
Theron'un karakteri Mavis 37 yaşında, kocasından boşanmış,'Young Adult' kitapları yazıyor. Bilgisayarının başında, yazmakta zorlandığı bir gün lisedeki sevgilisinin çocuğu olduğuna dair bir e-mail alınca büyüdüğü kasabaya dönüp adamı geri almaya karar veriyor. Filmin ismi olan 'Young Adult' hem yazdığı kitaplardan, hem de karakterin büyüyememiş olmasından geliyor anlayacağınız gibi. Ancak bence fazla kasmışlar. 
Mavis, arabasında lisede sevdiği şarkıları dinliyor, giyim tarzı liselilerinki gibi ve alkoliklik derecesinde içki içiyor. Depresyonda olduğunu filmin daha en başından anlayabiliyorsunuz. Biraz da bu yüzden gereksiz geldi bana 'Young Adult' bağlantısı. Yetişkin gibi davranıyor olsa da, olmasa da, Mavis'in durumundaki, kafası karışık ve depresyonda bir insan da kolaylıkla saçmalayabilir. Diğer yandan sadece bu bağlantının kurulmasından bile bu işte Diablo Cody'nin parmağının olduğu anlaşılıyor. 

Kendisinin 'genç yetişkin' takıntısını anlayamadım hiçbir zaman. Bence ne modaysa onu kovalıyor. O nedenle 'Young Adult' kitaplarının paylamaya devam ettiği zamanlarda böyle bir film yapması normal cidden. Bu ilk 2007'de, Juno'yla başlamıştı. Filmini beğenmiştim ancak bir yandan da çok abartı olduğu için sinir olmuştum.  Jennifer's Body tam bir zaman kaybıydı. United States of Tara'yı bayağı beğenmiştim ancak onun da çoğunluğu kadrodaki yazarlar tarafından yazıldığı için Cody'nin varlığı ne çok belli olmuştu, ne de çok umurumda. Şimdiyse bu film yine 'ben Cody'nin eseriyim' diye bağırıyor. Ana karakter çok abartılmış ama Theron'un oyunculuğu sayesinde çekilmez olmamış en azından.
Filmin en güzel yanı Theron ve Oswalt'ın karakterleri arasındaki garip ilişki. İzlenmeye değer tek yanının da bu olduğunu düşünüyorum çünkü film bir şey katmıyor izleyiciye. Charlize Theron ve Patton Oswalt'u seviyorsanız izleyin gitsin boş bir zamanınızda. Sevmeseniz bile en fazla 1,5 saat kaybedeceksiniz.

Review: We by Yevgeny Zamyatin

3.02.2012

Title: We
Author: Yevgeny Zamyatin
Publication Date: First published in 1920
Publisher: Penguin Books (1993)
Number of Pages: n/a
Kindle Edition

This edition of We, the mother of all dystopias, is a new, XXI-century literary translation into idiomatic, contemporary American English that goes beyond the customary word-for-word translation. Unlike other currently available English translations, which have taken pains to downplay the politics of the original, this translation, commissioned specially by ENC Press, enhances, emphasizes, and deepens the transcendent relevance of Zamyatin's original take on the way politics affect the human condition, more crucial than ever in today’s political climate, as underscored in the publisher's introduction.

* * *

“Of all tyrannies, a tyranny exercised for the good of its victims may be the most oppressive. It may be better to live under robber barons than under omnipotent moral busybodies. The robber baron’s cruelty may sometimes sleep, his cupidity may at some point be satiated; but those who torment us for our own good will torment us without end, for they do so with the approval of their own conscience.” — C. S. Lewis

As far back as 1920, Russian writer Yevgheniy Zamyatin wrote We — the novel Ursula K. Le Guin called “the best single work of science fiction yet written” — the book that inspired 1984, Brave New World, Anthem, and the whole literary genre of dystopia.

Digit D-503 is a proud and happy citizen of the United Nation, where people live in identical glass houses and think identical transparent thoughts, equal among themselves and equally happy to be cogs in the machine of the most perfect society that ever existed on earth. The designer of the Integral, the United Nation’s first spaceship, meant to carry “mathematically error-free” happiness to other forms of intelligent life “possibly still existing in the primitive state of freedom,” D-503 is a True Believer in the path of the United Nation until he is mugged by reality that comes in the guise of love for a beautiful, cynical woman who rejects state-sponsored happiness and delights in leading a rebellion.

Yet the rebels’ only virtue is their rejection of the authority of the Do-Gooder, the annually unanimously reelected leader of the United Nation. Their revolution is but for its own sake, and their attitude toward “human slivers” is just as utilitarian as that of the United Nation: to either group, an individual life’s worth is measured only by its usefulness to the cause.
 
This was the second book we read as a book club, Ex Libris. First I must start with --excuse my French-- bitching about the publisher's introduction: It was way too long and way too detailed. I personally like to read the introductions in the end, after I make up my own mind about the book first. On Kindle, it's a pain in the butt to scroll back so many pages (or I haven't found the better way to do it yet), so I read it first and quickly regretted it.

The book itself, however, I enjoyed a great deal. It's quite crazy how they'll shove Orwell's 1984 down your throat in high school, but nobody even bothers to mention WE. Now that I think about it again, I'm not even sure if they knew about this at all. I do love 1984, and it was very exciting to read the one book that gave birth to it and many others alike.

Since I was so pissed off at the introduction, I'm not going to get into too much detail here. It's a book about "the collectives’ rights to individuals’ souls in the name of revolutions and progress." It's a tiny book that makes you ask big questions that probably were already wandering in the back of your head, and you find yourself questioning the world over and over again. Revolutions give birth to too much sorrow, yet great things come out of them as well. And I honestly believe this book is one of them. 

My research showed that the English translation I've read is the most perfected one out there. I found this hard to believe most of the time, though. I of course have no idea how fluent the original writing is, but the translation is cringe-worthy and hard to understand at times. Nevertheless, I believe everyone should give this one a shot.

Kitapkurdu ünlüler

3.01.2012

Daha önce Woody Allen ve Diane Keaton'ın kitap dolu çalışma odalarını paylaşmıştım. Sevdiği ünlülerin okuduğunu görünce bir seviniyor insan. Audrey Hepburn ve Marilyn Monroe büyük kitap kurtlarından mesela.... Aşağıdaki resimde de soldan sağa J.D. Salinger, Marilyn Monroe ve James Dean'i görebilirsiniz.


Dün Tumblr'da bir blog buldum: Awesome People Reading. Ünlülerin kitap okurken çekilen resimlerini koyuyor sahibi her kimse. Aktörlerden müzisyenlere, yazarlardan yapımcılara ve politikacılara kadar pek çok tanıdığımız ismin kitap okurken resimleri var. Bence siz de bir inceleyin, seveceksiniz.

Blog Design by Nudge Media Design | Powered by Blogger

Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivs 3.0 Unported License.
Header'ımı sevgili kardeşim Jaffar yaptı.