Şahane kitap ayraçları!

6.29.2012

Cuma cuma ağır yazılar çekilmez şimdi. O nedenle severek takip ettiğim blogger kitap kurtlarından Euphoric'in kendi yaptığı kitap ayraçlarına bakıp bakıp yalanalım bugün. Kendisine blogundan veya Twitter'ından ulaşarak 'bunlar çok güzel olmuş!' diyebilirsiniz. Herkese iyi haftasonları!


P.S. Euphoric'in blogunu sadece kitap değil, kedi severlere de öneriyorum. Mıncıklamak isteyeceğiniz acayip tatlı bir kedisi var fotoğraflarını paylaştığı.

Muhteşem Gatsby hakkında bilmeniz gereken 10 şey

6.28.2012

The Guardian gazetesi F. Scott Fitzgerald'ın kaleme aldığı Muhteşem Gatsby hakkında bilmeniz gereken 10 şeye yer vermiş. Burada kısa kısa yazacağım; tamamını okumak isteyenler buradan okuyabilirler

Kitaptaki karakterlerin çoğunluğunun gerçek insanlardan yola çıkarak oluşturulduğu söyleniyor. Örneğin, Fitzgerald'ın Daisy, Ginevra King ve Zelda Sayre ile yaşadığı aşkları temel alıyormuş. 

Fitzgerald Muhteşem Gatsby'yi yazmaya Amerika'da başlamış ancak yalnızca ilk bölümü bitirmiş. Kitabın büyük kısmını, çılgınca içip eğlenmelerine rağmen Zelda'ya birlikte Fransa'dayken yazmış ve revizyonlarını Roma'da yapmış.

Kitap çıktığında Edith Warton, Willa Cather ve T.S. Elliott gibi yazarlar Muhteşem Gatsby'yi yere göğe sığdıramamış. Kritikler ise böyle düşünmemiş.

Kitabın ismi Fitzgerald'ın içine bir sürlü sinmediği için pek çok kez değişmiş.

Gonzo edebiyatının yaratıcısı Hunter S. Thompson 'en iyi Amerikan romanını' yazmanın nasıl bir duygu olduğunu hissetmek için Muhteşem Gatsby'yi daktiloda yazarmış.

Resimde gördüğünüz Maxwell Perkins isimli amca Fitzgerald'ın yanı sıra Ernest Hemingway, Thomas Wolfe ve James Jones gibi yazarları da temsil etmiş. Perkins Fitzgerald'a Muhteşem Gatsby'yi yazarken yardımcı olmuş. 

Romanda Tom ve Daisy Buchanan'ın oturduğu East Egg Fitzgerald'ın gerçek hayatta oturduğu West Egg'in karşı tarafıymış.

Kitabın 1925'te basılan ilk basımının 'art deco' kapağı az bilinen Francis Cugat tarafından tasarlanmış. 

Muhteşem Gatsby'nin başında yer alan 'Then Wear the Gold Hat' (o zaman altın şapkayı giy) isimli şiirin yazarı Thomas Parke D'Invillers olarak gözüküyor. Ancak bu gerçek bir şair değil, Fitzgerald'ın ilk romanında yer alan bir karakter.

Muhteşem Gatsby beş kez beyaz perdeye aktarılmış.

Raise your hand if you like Ellen DeGeneres!

6.27.2012

I love Ellen DeGeneres. I love her stand-up acts and her talk shows. Normally, I'm not that into stand-up acts because most comedians make fun of stereotypes or are way too political. I don't like situations where people are looked down on or bad-mouthed, especially when it's done as "comedy" to be justified. The main reason I love Ellen is she's nothing like what I've just described. She doesn't hurt people. On the contrary, she's funny, positive and inspiring. 

I laughed out loud while reading her book, "Seriously... I'm Kidding." The book doesn't focus on a specific subject; she jumps from one to the other as always. The chapters are usually short, and some of them are very creative. For example, she made one of the chapters a coloring book for readers who have kids. She also has a special chapter for those who prefer the audio book version, and it's still included in the printed book. And, as always, she has funny stories and ideas about life itself. 

I'm seriously thinking about uploading the audio book to my iPod so I can listen to a few chapters when I'm feeling down. I truly believe Ellen DeGeneres makes people happy and makes me forget my worries even for a little while.

Kızlar!

6.26.2012

Girls, ABD'de HBO kanalında yayınlanan, uzun zamandır severek okuduğum BUST dergisinin öve öve bitiremediği bir dizi. HBO, çoğunuzun izlemiş ve sevmiş olduğunu tahmin ettiğim Sex and the City, Six Feet Under, Boardwalk Empire, True Blood ve Game of Thrones gibi dizilere ev sahipliği yapan kanal. E bir de sevdiğim bir dergi övünce 'izlemem lazım!' havalarına girdim. Her biri 30'ar dakikadan toplam 10 bölümü var. Konusu, 23-24 yaşlarındaki bir grup kızın New York'ta hayata tutunma çabaları. Çıtır çerez gibi izleniyor dizi ama bence abarttıkları kadarının yanına bile yaklaşmamış. Fazla ciddiye de almamak lazım.

Öncelikle 'New York'ta geçiyor bu yaaa' diye satıyorlar diziyi ama arada bir New York ismi geçmese hissetmiyorsunuz hiç. Herhangi bir kentte veya kasabada bile geçebilecek olaylar hepsi. Hadi bunu geçtim... Bu kızlar üniversiteden mezun olmuş, kariyer yapmaya başlaması gereken kızlar. Hatta birinin ailesi 'sana para mara yok artık; stajı bırak adam gibi maaş veren bir iş bul' diyor. Buna rağmen hepsi ama hepsi hayatlarını şekillendirmek yerine aşk-meşk durumlarını şekillendirmek peşinde koşuyor. Hem de her şeyleri tamammış da tek dertleri buymuş gibi. Haliyle karakterlerin gerçekliğine inanamadım ben. Ciddiye almadan izleyin dememin nedeni de bu.

Dizi, özellikle New York'ta geçiyor olmasından dolayı 'niye hiç zenciler, vs. yok bu dizide' gibi tepkilere neden olmuş. Bu tepkiler üzerine de bir sonraki sezonda 'hipster'lar eklenecekmiş diziye. O nasıl olacak anlamadım açıkçası; saçma geldi bana. Dizinin yaratıcısı olmasının yanı sıra Hannah karakterini canlandıran (yukarıdaki resimde soldan üçüncü kız) Lena Dunham, bu diziyi 'kendi jenerasyonumun sesi' olarak nitelendirmiş. Burda da saçmalamış bence; özellikle benden iki yaş küçük olduğunu göz önünde bulundurursak. Benim de, tanıdığım Amerikalıların da sesi olmadığı kesin. İlginizi çeken bir şeyse siz de izleyin, kendiniz karar verin.

Think it through before you burn your house down

6.25.2012


In addition to being a master of her craft, A.M. Homes always manages to shock me. In Music for Torching, she takes a regular, married suburban couple with two kids, puts them in unusual yet believable situations, takes your hand and walks you through it.

If you've read Homes's story collection Safety of Objects, you'll remember the main characters Paul and Elaine. They used to be in love but now they're just annoying hell out of one another, they wanted to have everything and now that they do they're bored with it. They have friends from their neighborhood where they all want to throw the perfect party, which includes serving AND consuming sufficient amounts of alcohol.

One day while the couple is starting a barbecue in their yard, they think the same thing and agree upon it without having to use words: Elaine pushes the barbecue over and it catches on fire. What follows, in general, is them trying put their house and life back together. However, what makes it worth reading is all that happens during, and, of course, the unexpected, kind of "ohnoyoudidn't" kind of ending.

I must also add that I disliked every single character in this book, even the kids. Yet it's already made its way into my "favorites" shelf. Even though it was written more than ten years ago, it pretty much sums up what we're going through today. And, as always, Homes's ability to tell what usually goes untold is both disturbing and fascinating at the same time.

Yordun beni Borges...

6.22.2012

Kitap kulübümün Haziran ayı seçimiydi Borges'in Ficciones'i. Anlaşamadım Borges'le; olmadı, olamadı. İş güç arasında okuduğumdan kafamı mı veremedim, nedendir bilmiyorum ama olmadı işte. GoodReads'de aldığı yorumları incelediğim zaman bir şeyler kaçırdım gibi hissettim. Ama ileride de geri dönüp tekrar deneyeceğimi sanmıyorum şu an.

Aranızda var mı Borges hayranları? İlk kitap için yanlış bir seçim mi olmuş Ficciones? 'Aaaa bunu okusan utanırsın yordu beni dediğine!' dediğiniz kitabı var mı?

Kitapların gücü!

6.21.2012

Malum yine Kuzey Güney'e dalınca kafamı toplayıp da adam gibi bir şey yazamadım. O yüzden son zamanlarda internette gezen, kitapkurtlarının gözüne, yüreğine hitap eden iki şeyi paylaşayım dedim. 

Kitapların gücü.

'Hayatımın kafamın içindeki hali daha ilginç.'

Kitaplar için vintage propaganda posterleri

6.20.2012

İkinci Dünya Savaşı zamanlarında 'Hemşire Olun!' veya 'Orduyu destekleyin!' gibi propagandalar artarken Gregg Arlington kitaplarla ilgili propaganda posterleri hazırlamış. Tamamını buradan görebilirsiniz.

'Bu, kitabın belini kırar.'

'Bir ayraç daha iyi olurdu.'

'Kitaplara nazik davranın kulübü - siz üye misiniz?'

Burn: Şehrin Enerjisi!

Burn

Burn’ün sunduğu www.sehrinenerjisi.com’da kullanıcı İstanbul’un farklı bölgelerini temsil eden sesleri, Doğuş Çabakçor ile Ozan Çolakoğlu’nun müziğiyle mix’leyip özgün şarkısını yaratabiliyor. Polis sireni, adalardan fayton sesi, metro gişesi, dolmuşçu, vapur sesi gibi bir çok sesin İstanbul haritası üzerinde temsil edildiği uygulamada, kullanıcı istediği sesleri müziğinin bir parçası haline getirebiliyor.  Kullanıcı dilerse mikrofon aracılığı ile kendi istediği sesleri de İstanbul haritası üzerine ekleyip özgün şarkısının içerisine dahil edebiliyor.

İstanbul’un seslerinden güzel bir mix yapmak isterseniz: www.sehrinenerjisi.com   
Facebook: https://www.facebook.com/BurnTurkiye 
Twitter: https://twitter.com/#!/burn_tr

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Kitaptan filme: Tutku Günlükleri

6.19.2012

Amerikalı gazeteci-yazar Hunter S. Thompson'ın aynı isimli kitabından uyarlanan Tutku Günlükleri (The Rum Diary), İstanbul'da uzun durmadı. Ha gittik, ha gideceğiz derken bir baktık film vizyondan kalkmış. Sonunda bu haftasonu izledim filmi. Ve anladım ki şimdiye kadar film hakkında atıp tutanların, özellikle Johnny Depp hakkında negatif konuşanların Hunter S. Thompson ile tanışıklığı yok. Veya yalnızca Las Vegas'ta Korku ve Dehşet'i (Fear and Loathing in Las Vegas) izlemişler. Bu filmin de Thompson'ın kitabından uyarlandığını bildikleri ise şüpheli.
Tutku Günlükleri, Thompson'ın 20'li yaşlarında yazdığı bir kitap. Yazılışından 30-40 yıl sonra yayınlandığı için kafa karıştırabilir ancak daha çok genç bir yazarın bakış açısından kaleme alındığını unutmamak lazım. Gerçek hayatta yaşadıklarını temel alarak yazdığı romanlarla meşhur olan Thompson'ın henüz kendini arama aşamasında olan bir yazar olduğunu da göz önünde bulundurmak gerekiyor.
Çoğu gibi bu film de kitabın tadını vermiyor ancak bence yapabileceklerinin en iyisini yapmışlar. Özellikle Johnny Depp yine çok başarılı bir iş çıkarmış. Hunter S. Thompson'ın yakın arkadaşlarından biri olarak yazarı yakından inceleme fırsatı olduğu çok belli oluyor. Konuşması ve hareketleri Thompson'ınkilerin tıpkısının aynısı resmen. Size tavsiyem önce kitabı okuyup filmi sonrasında izlemeniz.

Gabriel Garcia Marquez artık yazamayacak

6.18.2012

Dün Hürriyet'te gördüğüm ve beni ağlatan haberi olduğu gibi koyuyorum buraya. Beni gazeteciliğe, yazıya yönlendiren, hayatın en kötü koşullarda dahi büyülü ve sürpriz dolu olduğunu gösteren, aşkın onun kaleminden çıkmış halini istediğim, idolüm olan adamın artık yazamayacağını görünce yıkıldım. 85 yaşında ve böyle şeylerin beklenmesi lazım, biliyorum. Ama yine de koyuyor işte.

Edebiyat dünyasına kazandırdığı 'Kırmızı Pazartesi', 'Kolera Günlerinde Aşk' ve 'Yüzyıllık Yalnızlık' eserleriyle dünya çapında üne kavuşan Gabriel Garcia Marquez artık yazamayacak. Marquez'in sağlık durumunun kötüye gittiği açıklandı.


Vatan Gazetesi'nin haberine göre 85 yaşındaki yazarın yakın arkadaşı Plinio Mendoza Kolombiya basınına konuştu ve “Uzun zamandır Gabriel ile görüşmedim ama oğlu Rodrigo, bana ünlü yazarın insanları tanıyamadığını söyledi” dedi.


Mendoza, Marquez’in insanlarla konuştuktan sonra onları hatırladığını belirtirken, “Gabriel’in hafızası zaten çok iyi değildi. Bazen nerede kaldığımı ve ne zaman geldiğimi sorardı, ama bazen de 30 yıl önceden bahsederdi” dedi.


Arjantinli La Nacion gazetesi de, Marquez’in anne ve ağabeyinin de Alzheimer hastalığına yakalandığını yazdı. Yazar 1982’de Nobel Edebiyat Ödülü almıştı.

Twilight hayranlarına müjde!

6.15.2012

Stephenie Meyer'in kaleme aldığı Twilight (Alacakaranlık) serisinin son filmi 15 Kasım'da vizyona girecek. Bana göre serinin en saçma kitabı olan Breaking Dawn'un ikinci bölümü olacak filmde Edward ve Bella'nın çocuğu (!) Renesmee'yi oynayacak kızın resimleri dün yayınlandı. Bence olmuş. Sizce?

Ünlü yazarların çocukluk evleri

6.13.2012

Flavorwire'dan bir ilginç liste daha! Her zamanki gibi aşağıda favorilerimi, burada da listenin tamamını görebilirsiniz.

Ernest Hemingway

Franz Kafka (Prag'a gitmek için başka nedene ihtiyacımız varmış gibi şahane bir bina)

Jack Kerouac

Hunter S. Thompson

Tatil notları. . .

6.12.2012

Her tatil gibi bu tatil de göz açıp kapayana kadar bitti gitti. Stresten uzak olmanın mümkün olduğunu bile unuttuğumu farkettim. Erkenden kalkıp deniz kenarına gitmeyi, gölgede yayılıp kitap okumayı, sıcak basınca kendimi suya bırakmayı çok ama çok özlemişim. Gelelim tatilden bana kalanlara...


A.M. Homes'un Music for Torching (Yangın Müziği) kitabını otobüste bitirdim gidiş yolunda. Normalde daha İstanbul'dan çıkmadan uykuya dalıp Bodrum'da açıyorum gözümü. Ancak bu sefer Haziran başında devresi başlayan ihtiyar amca ve teyzelere denk geldim. Hiç biri uyuyamıyor ve diğer insanları da uyutmuyorlar haliyle. Bir de tabii o kadar şekerler ki 'susun artık!' diye cırlayamıyor insan. 

Kitap kulübüm Ex Libris'in 2011 seçimlerinden olan ancak benim bir türlü okuyamadığın Ayn Rand'in The Fountainhead (Hayatın Kaynağı) isimli kitabına başladım. Daha yarısındayım kitabın ama bu da deniz kenarında pek uyutmadı beni. Bu kadar sürükleyici olacağını hiç tahmin etmemiştim nedense. Şu ana kadar tüm karakterlere gıcık olmama rağmen hikaye akıp gidiyor ve insanı merakta bırakıyor. Sonunu çok merak ediyorum doğrusu.

Taksim'deki (kapandı gerçi) İstiklal Kitabevi'nin Bodrum şubesi varmış. Hem de çarşının tam göbeğinde! Ne zamandır var diye sormayı unuttum ama senelerdir gidiyorum Bodrum'a ve hiç farketmemiştim bunu. İsminin 'İstiklal Kitabevi' olduğunu elime torbayı alana kadar da farketmedim hatta. 'English Books' yazısını takip etmiştim sadece. Gidenlere tavsiye ederim. Kullanılmış kitaplar 3-9 lira arası. Ben kullanılmış olarak Truman Capote'nin In Cold Blood'ını aldım. The Tiger's Wife ise yeni kitaplardan. 
Turgutreis'in ilk kitapçısı açılmış. Eskiden yanımda götürdüğüm kitapları okuyup bitirdiğimde Migros'taki kitaplar arasından bir şeyler seçmek zorunda kalıyordum hep. Bu sefer öyle bir durum yoktu ama kitapçı olur da ben gitmez miyim? Orada da ikinci el İngilizce kitaplar satıldığını görünce çok sevindim. Resimde gördükleriniz ve daha fazlasını kurcalamamın ardından Stephen King'in henüz okumadığım The Green Mile ve Stephen Fry'ın The Hippopotamus isimli kitaplarını aldım.
En sevdiğim yazar Gabriel Garcia Marquez'in hayatını en ince detaylarıyla anlatan, Gerald Martin'in kaleme aldığı kitabın Türkçesinin İş Bankası Yayınları'ndan çıktığını öğrendim ve çok sevindim. 
Nail Gaiman sayesinde tanıdığım Ray Bradbury'nin ölüm haberine çok üzüldüm. Hele ki isteyip isteyip de ben daha hiç bir kitabını okuyamadan vefat etmesi daha bir üzdü beni. Saçma belki ama durum bu. Onun anısına uzun süre önce edindiğim The October Country'yi bu ay okuyacağım inşallah.

Bu Kafalara Ulaşmak İçin Ne Gerekir?

6.11.2012


Oyun Linki : https://www.facebook.com/rufflesturkiye/app_298027463617532

Ruffles, reklam filmlerindeki “böyle kafalar” konseptini internete de taşımış, Türkiye’nin ilk Goldberg projesini yapmış! Adına ise Ruffles MAX Machine denmiş... Böyle bir makine gerçekten de olsa olsa “böyle kafalar”dan çıkardı!

Ruffles Max’ın lansmanı için hazırlanan videoyu yeterince dikkatli izlerseniz, üzerlerinde soru işareti bulunan kutuları görebilirsiniz. Kutuların içinde ne olduğunu da bilirseniz o zaman ödüllerden ödül beğenirsiniz. Çünkü Ruffles, videoya kutular gizleyerek Facebook üzerinden oynanabilen bir oyun yaratmış ve videoyu interaktif bir hale getirmiş. Yukarıdaki link sizi oyuna götürecektir. Düzenekte kullanılan malzemelerden bazıları da kısaca şöyle:

- 2 adet 74 model Mini Cooper (Bayandan)
- 3 barbekü (hepsi yandı)
- 2.3 km ip ve 1.5 kilo barut
- 327 adet okey taşı
- 7 çamaşır makinesi
- 3750 parça LEGO
- 800 adet tahta
- 630 balon ve daha niceleri...

Ayrıca Ruffles videoyu daha eğlenceli yapmak için onu sonunda ödül de bulunan bir oyuna dönüştürmüş. Ödüller bomba:

- Adidas 1000 TL hediye çeki
- iPad 3 (Yeni)
- iPhone 4S
- PS Vita
- AR Drone
- Oyun koltuğu

Size tavsiyem dikkatli izleyin!

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Ellen DeGeneres'i seven parmak kaldırsın!

6.01.2012

Ellen DeGeneres'i çok seviyorum. Stand-up zamanlarını da, talk show'unu da... Normalde stand-up olayını pek sevmem ben çünkü komedyenlerin çoğu 'stereotype'larla dalga geçiyor veya çok politik oluyorlar. Birilerinin ezildiği, kötülendiği durumları sevmiyorum; hele ki bu 'komedi' adı altında yapılıyorsa daha da sinir oluyorum. Ellen'ı çok sevmemin nedenlerinden biri de bahsettiğim türden bir komedyen olmaması. İnsanları incitmeyen, komik, pozitif ve size ilham veren bir kişilik kendisi.

'Seriously... I'm Kidding' isimli kitabını okurken de çok güldüm. Belli bir konusu yok kitabın; Ellen her zamanki gibi konudan konuya atlıyor. Bölümler kısa kısa ve bazıları çok yaratıcı. Mesela çocukları olanlar için bir bölümü boyama kitabı gibi yapmış, renklendirmeleri için resimler koymuş. Kitabı AudioBook olarak dinleyenler için de ayrı bir bölüm var ama yazılı kitaba da koymuş onu. Tabii her zamanki gibi hayatının çarpıtılmış versiyonları olan komik hikayeler ve hayata dair fikirleri de var. 

Şahsen kitabın AudioBook'unu iPod'a atmayı planlıyorum sinirim bozulduğu zaman dinler gülerim diye. Bence Ellen DeGeneres insanı gerçekten mutlu ediyor ve bir süreliğine de olsa endilelerinizi unutturuyor. 

Blog Design by Nudge Media Design | Powered by Blogger

Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivs 3.0 Unported License.
Header'ımı sevgili kardeşim Jaffar yaptı.