28. ÜKG Blog Turu: Her Şey Bitti Derken - Yazarla Söyleşi

7.08.2014


Tur Takvimi:
8 Temmuz - Zimlicious - Yazarla Söyleşi

Sonraki duraklar (alfabetik sıraya göre):



Kendinizden biraz bahsedebilir misiniz? Florida’da hayat nasıl gidiyor?
Florida’da hayat çok güzel! Ben burada büyüdüm, o nedenle nerede oturursam oturayım Florida her zaman “evim” olacak. New York Üniversitesi’nden film ve televizyon prodüksiyonu dalında derecem var. Film ve senaryo yazarlığıyla ilgili ders de verdim. Kitapları seviyorum ve şiirlere küçümsenmeyecek derecede takıntılıyım. Günlerimi yazarak, çok fazla kahve içerek ve ailemle ilgilenerek geçiriyorum.

Biz Genç Yetişkin türü kitaplarda “garip olan kız dışlanıyor” türü hikayelere alışkınız. Ancak bu derece paramparça bir karakter hem garip, hem de büyüleyici. Nastya’yı nasıl oluşturdunuz? 
Kitapla ilgili her şey Nastya ile başladı. Onun nereden çıktığıyla ilgili olarak tam bir zaman veya an gösteremem. Bir gün kafamda belirdi; o zaman tamamen oluşmuş değildi. Onun hakkında, kim olduğunu ve neden o halde olduğunu düşünmeden duramadım. Bu noktada beni büyüledi ve onu tanımaya başladım. Çocuksu ancak takıntı derecesinde odaklı, sıra dışı bir yeteneğe ve geleceği hakkında berrak beklentilere sahip olan bu kız yakamı bırakmadı. Sonra, kendini tanımlamak için kullandığı her şey ondan alındığında nasıl biri olduğunu hayal ettim. Bu derecede bir hüsranın herkes, özellikle böyle bir kaybı kaldırabilecek olgunluğa veya hayat deneyimine sahip olmayan on beş yaşındaki bir kız için delirtici olabileceğini düşündüm. Kitap, bunun etkilerini keşfetmenin bir yolu olarak ortaya çıktı.

Herkesin güzelliği saplantı haline getirdiği bir dünyada yaşıyoruz. Durum böyle iken sizce neden okurlar kusurlu karakterlere bu kadar yakın hissediyor?
Güzellik söz konusu olduğunda, güzel insanların hayatının daha kolay olduğuna dair bir yanlış anlaşılma var; güzelliğin aşkı, başarıyı ve mutluluğu uğraş gerekmeden getirdiği düşünülüyor. Halbuki durum böyle değil. Natsya, güzelliğin mükemmel bir hayat getirmediğinin ve dıştan görünenlerin altında çok şey yattığının bir örneği.

Bir okur olarak kusurlu karakterler ilgimi çekiyor çünkü kusurları onları gerçek yapıyor. İnsanların otantik, her zaman da sevilmeyen tarafları beni daima büyülemiştir. Mükemmel insan diye bir şey yok. Bir noktada hepimiz yanlış bir karar veriyor, yanlış bir şey söylüyor veya düşünmeden tepki veriyoruz. Bence, kusurlu karakterlerin bizi çekmesinin nedeni mükemmel olmamanın ne demek olduğunu anlamamız.

Her Şey Bitti Derken ile ilgili yorumlarda çoğu yorumcunun kitabın ne kadar gerçekçi olduğunu vurguladığını gördüm. Bunu nasıl başardınız? 
Bu gerçekten mükemmel bir iltifat çünkü hikayenin gerçekliği benim için çok önemliydi. Kariyerimin bir kısmını lisede ders vererek geçirdim ve bu sayede gençlerin dünyasını ilk elden keşfetme fırsatına sahip oldum. Nasıl konuştuklarını, o yıllarda içlerindeki yetişkinlik ve saflığın savaşını, kırılganlığı ve güvensizliği saklamak için sert bir kabuk oluşturduklarını gördüm. Bu deneyimler benim için paha biçilmez oldu ve kitabı yazarken onlardan faydalandım.

Kitabı yazarken, karakterlerimi “karakterler” olarak görmedim. Onlar benim için gerçek insanlardı. Gerçek insanlar komplekstir ve farklı katmanları vardır. Dışarıdan gördüğünüz insan, aslında oldukları insan olmayabilir. Karakterler, sayfada belirdikleri anda doğmazlar. Hikaye başlamadan önce yaşamış oldukları hayatlar vardır ve kim olduklarını bu hayatlar belirlemiştir. Karakterlerimi, insanlar olarak geliştirmek için çok zaman harcadım; geçmişlerine dair hikayeleri, sayfaya dökmeyeceğimi bildiğim ancak onları anlayabilmem için ihtiyacım olan özelliklerini, kim olduklarını, nasıl şekillendiklerini, hikaye boyunca hangi davranışlarının gerçekçi olacağını düşündüm.

Konuşmayan bir karakteri yazmak nasıl bir histi? Zorluk çektiniz mi?
Nastya’nın konuşmaması benim için hem bir zorluk, hem de iyi bir şeydi. Onu yazmanın her anını sevdim çünkü bu sayede kafasına girip orada bir süre kalma fırsatım oldu. Kafasında bu kadar zaman harcamam hem kim olduğu hakkında ayrıntılı bir resim çizmeme, hem de okurlara onunla iletişim kurmaları için ihtiyaçları olacak araçları sunmama imkan verdi. Ancak, okur olarak diyaloğa ihtiyaç duyuyoruz ve diyalog, karakter oluşumu ve hikayenin hızı açısından çok önemli bir araç. Bu aracı kaybettiğinizde, durumu bir şekilde telafi etmeniz gerekiyor. Benim için telafi yöntemi, Nastya’nın içsel sesini geliştirmek ve bu sesin okurların ilgisini çekecek kadar zengin olmasını sağlamak oldu. Kafasının içinde epey zaman geçiriyorsunuz; bu nedenle düşüncelerinin her daim farkında olmam, karakterini oluşturduklarından emin olmam, okurların onu tanımasını sağlamam ve onlara ipuçları vermem gerekiyordu. Nastya işimi kolaylaştırdı çünkü kafasında sürekli bir şeyler var. Dik başlı ve dikkatli bir karakter ve düşünmeden durmuyor. Bu nedenle konuşmasa dahi her zaman söyleyecek bir şeyleri var.

Nastya ve Josh’ın önce arkadaş olup, birbirlerini tanıyıp, daha sonra aşık olmaları hoşuma gitti. Genellikle karakterler ilk bakışta aşık olduğu için oldukça yeni ve ilginç geldi. Bunu bilerek mi yaptınız? 
Tam anlamıyla öyle yaptım. Her zaman romantizmin yavaş yavaş kaynadığı, ilişkilerin doğal bir şekilde oluştuğu ve geliştiği hikayelere ilgi duydum. Kitabı yazmaya başladığımda gerçekten iki insanın birbirine aşık oluşunu izleyebilmeyi ve bunu onlarla birlikte deneyimleyebilmeyi istedim. Baştan beri biliyordum ki geçmişlerinden dolayı Josn ve Nastya’yı acele ettiremezdim; zaten bunu yapmayı istemedim de. Sevilmek istemeyen bir kızımız ve artık hiç kimseyi sevmek istemeyen bir oğlanımız var. Bu yüzden her adımda bu hislerle içgüdüsel olarak savaşacaklardı. Aralarında yavaşça gelişen arkadaşlık ve güven çok önemli. O kadar ağır ağır aşık oluyorlar ki ne olduğunun farkına bile varamıyorlar.

Hissettikleri acıların insanların bir araya gelmesinde rol oynadığını düşünüyor musunuz?
Bunun Josh ve Nastya’yı bir araya getirmekte ve ikisi arasında sessiz bir anlaşma oluşmasında kesinlikle rol oynadığına inanıyorum. Her ikisi de oldukça zor kayıplar yaşadılar ve yaşadıkları birbirinden farklı olsa da, bu hisleri birbirlerine açıklamaları gerekmiyor. Birbirlerinin özünde ne hissettiğini açıklamaya ihtiyaç duymadan anlayabiliyorlar ve bu, yani onları yalnızca anlayabilen birinin olması, ikisinin de gerçekten ihtiyacı olan bir şey. Hepimizin böyle bir şeyin hasretini çeken bir parçası olduğunu düşünüyorum.

Affedebilme yetisinin hikayede önemli bir rolü var. Sizin için birini affedebilmek ne kadar önemli? Hepimiz biliyoruz ki bu bazen gerçekten çok zor oluyor...
Affetmek, çok kişisel bir şey. Hepimizin neyi affedip affedemeyeceğimize karar vermesi gerek. Yalnızca başkalarını değil, kendini de affedebilmek en özgürleştirici, bir o kadar da zor olan bir şey. Ama hayattaki pek çok şey gibi, zor olması onu o kadar değerli kılıyor. 

Prodüksiyon, film ve senaryo yazarlığı geçmişiniz var. Bunlardan edindiğiniz deneyimler yazınıza nasıl yansıdı? 
Oluşturma sürecinde filmler ve romanlar oldukça farklı. Bir roman yazarken çok daha özgürsünüz çünkü filmde olduğu gibi yalnızca görülen ve duyulanın ne olduğu ile sınırlı değilsiniz. Kitaplarda, karakterlerin kafasına giriyor ve özel düşüncelerini öğreniyorsunuz. Bu, karakterlerin doğası gereği Her Şey Bitti Derken için çok önemliydi. Bunları demişken, filmlerin de romanların da özünde hikaye var. Filmle ilgilendiğim yıllarda edindiğim deneyimler bir hikayenin nasıl anlatıldığını ve karakterlerin nasıl oluşturulduğunu anlamama çok yardımcı oldu.

Bilgisayar kullanmak yerine elle yazmayı tercih ediyorsunuz. Bunun nedeni nedir? Yazdıklarınızı edit etmek çok zor olmuyor mu?
Elle yazmak en verimli süreç değil tabii ki ancak benim için en uygunu bu oldu. Elimde kağıt ve kalem olduğunda hikayeye ve karakterlere daha fazla bağlandığımı hissettim. Bir günlük tutmak gibiydi ve bilgisayara göre elle yazarken Nastya ve Josh’ın kafalarına girmem daha kolay oldu. Benim için daha organik bir süreçti. Bu nedenle bilgisayarda yazmaktan daha uzun sürse de elle yazma arzumla savaşmadım.

Edit etme sürecine ise elle yazdığım her şeyi bilgisayara aktarana kadar başlamadım. Bir taslağı tamamladığımda yazdıklarımın çıktısını alıyor, edit’lerimi elle yapıyor, sonra revizyonları yine bilgisayarda yapıyordum.

Her Şey Bitti Derken ilk romanınız. Dünyanın dört bir yanından okurun ilk romanınızı okumak için can atıyor olması nasıl bir duygu?
Bu duyguyu anlatmak için kullanabileceğim tek kelime “gerçeküstü.” Okurlardan aldığım tepkiler hiç bir zaman beklediğim tepkiler değildi. Kitabı, yayınlamayı düşünmeden yazdım. Sonunda yayınlamaya karar verdiğimde ise pek bir beklentim yoktu. Kitabımı okuyacak birilerinin çıkacağından bile emin değildim. Hele şimdiki gibi sahiplenilmesini hiç beklemiyordum. Tüm bunlar benim için inanılmaz bir nimet oldu ve her şey için minnettarım. Sanırım halen olanları tam olarak idrak edebilmiş değilim.

Başarınızdan dolayı heyecanlı olduklarından eminim ama aileniz ve dostlarınız Her Şey Bitti Derken'i okudular mı? Onlar ne düşünüyor?
Bir kitap yazdığımı yayınlanana kadar annem ve eşim dışında hiç kimseye söylemedim. Yayınlandığından bu yana ailem ve arkadaşlarımın çoğu kitabı okudular. Hepsi çok heyecanlı ve destekleyiciydi.

Sizce Türk okurlarınız Her Şey Bitti Derken'den ne alacaklar? Her Şey Bitti Derken’i uluslararası bir hikaye yapan nedir?
Sanırım tüm yazarların hedefi okurların duygularına dokunmaktır. Umudum, okurların hikayeyle ilişki kurabilmesi ve bir şeyler hissedebilmesi. Bu hisler üzüntü de, mutluluk da, öfke de, umut da olabilir.

Kitabın çok farklı kitlelere hitap etmesi beni inanılmaz mutlu ediyor. Bunun nedeni kitapta işlenen uluslararası temalar olabilir. Her Şey Bitti Derken, en basit haliyle bir aşk hikayesi. Kabullenmenin, büyümenin, arkadaşlığın, ailenin, inancın ve kaderin, seçimlerin ve şansın hikayesi ve bu temaların sınırları aştığına inanıyorum.

Türk okurlarınız için bir mesajınız var mı?
Her Şey Bitti Derken’in Türkiye’de sizlere sunuluyor olmasından dolayı heyecanlıyım. Umarım hoşunuza gider ve kitap hakkında ne düşündüğünüzü duymak için sabırsızlanıyorum. Her şey için çok teşekkürler!

Katja Millay; Sinema ve televizyon prodüktörlüğü eğitimi aldıktan sonra bir süre film çalışmaları ve senaryo yazarlığı yapan Katja Millay, Her Şey Bitti Derken romanıyla ALA Alex ve SLJ Yılın En İyi Kitabı ödüllerini almış; Amazon ve Goodreads de dahil pek çok mecrada “en iyiler” seçkilerine girmeyi başarmıştır. Ailesiyle Florida’da yaşayan yazar, artık bütün vaktini yazmaya ayırmaktadır.

1 comment:

Blog Design by Nudge Media Design | Powered by Blogger

Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivs 3.0 Unported License.
Header'ımı sevgili kardeşim Jaffar yaptı.