Yokluğumda CAN'la Bir Sene'yi ziyaret etmediyseniz çok ayıp etmişsiniz. Ama öyle kolay kolay kurtulamazsınız tabii. İşte yokluğumda kaçırdığınız yorumlar:
Showing posts with label gabriel garcia marquez. Show all posts
Showing posts with label gabriel garcia marquez. Show all posts
Tatil de bitti yahu...
8.01.2014
Bol uyku ve kitap dolu, tam istediğim gibi bir tatil yaptım ayıptır söylemesi. Kahveler içildi, fallara bakıldı, kurşunlar döküldü, sevdiklerim bol bol öpüldü, omuzlarım ve bacaklarım SPF 50'ye rağmen kızardı ve acıyorlar... E İstanbul'a dönmek de biraz zor geldi. Yukarıda gördüklerinizi okumuş olarak, dolu dolu döndüm ama. Şimdilik yalnızda Şili'de Gizlice'ye yorum yazdım; CAN'la Bir Sene'de okuyabilirsiniz. Gerisi yavaş yavaş gelecek... Pazartesiye kadar zaman verin bana.
Yorum: İyi Kalpli Erendira - Gabriel Garcia Marquez
6.02.2014
Marquez'in büyülü dünyasında kaybolmaya devam ediyoruz. İyi Kalpli Erendira yorumu CAN'la Bir Sene'de...
Tüm dedeler için...
4.21.2014
Bu haftaki yazım, yorumdan uzak bir yazı oldu:
17 Nisan Perşembe gecesi Gabriel Garcia Marquez dedemi de kaybettim. Aşkı onun kelimelerinden öğrendim ben. Büyümenin değil, içindeki çocuğu kaybetmenin insanı mahvettiğini ondan öğrendim. Gerçekliğin içinde büyü bulmayı, burnumu sayfaların arasına sokup başka diyarlarda kaybolmayı ondan öğrendim.
Tamamı CAN'la Bir Sene'de...
Bayram da bitti gitti...
10.21.2013
Resmi buradan arakladım.
Bayram tatili, her tatil gibi göz açıp kapayana kadar bitti, gitti... Bu bayram, iki şehir arası savrulurken sadece uyumak, uyumak ve uyumak istedim ama olmadı tabii. En azından yorgunluğu sevdiklerimi görmenin getirdiği mutlu bir yorgunluk. Ve tabii "kitap bitirdim canım!" diye de sevinmiyor değilim...
Gabriel Garcia Marquez artık yazamayacak
6.18.2012
Dün Hürriyet'te gördüğüm ve beni ağlatan haberi olduğu gibi koyuyorum buraya. Beni gazeteciliğe, yazıya yönlendiren, hayatın en kötü koşullarda dahi büyülü ve sürpriz dolu olduğunu gösteren, aşkın onun kaleminden çıkmış halini istediğim, idolüm olan adamın artık yazamayacağını görünce yıkıldım. 85 yaşında ve böyle şeylerin beklenmesi lazım, biliyorum. Ama yine de koyuyor işte.
Vatan Gazetesi'nin haberine göre 85 yaşındaki yazarın yakın arkadaşı Plinio Mendoza Kolombiya basınına konuştu ve “Uzun zamandır Gabriel ile görüşmedim ama oğlu Rodrigo, bana ünlü yazarın insanları tanıyamadığını söyledi” dedi.
Mendoza, Marquez’in insanlarla konuştuktan sonra onları hatırladığını belirtirken, “Gabriel’in hafızası zaten çok iyi değildi. Bazen nerede kaldığımı ve ne zaman geldiğimi sorardı, ama bazen de 30 yıl önceden bahsederdi” dedi.
Arjantinli La Nacion gazetesi de, Marquez’in anne ve ağabeyinin de Alzheimer hastalığına yakalandığını yazdı. Yazar 1982’de Nobel Edebiyat Ödülü almıştı.
Book Review: No One Writes to the Colonel by Gabriel Garcia Marquez
7.04.2011
Gabriel Garcia Marquez has been my favorite author for eleven years now. When I was a sophomore in high school, there was a book called Red Monday (English title: Chronicles of a Death Foretold) on our reading list. You know how they usually make you read physically big and heavy books in world literature class? Well, this one was a tiny book, and I suspected two things: 1) It was going to be such a tough book and we were all going to flunk the test; 2) It was such an amazing book that it didn't need that many pages. Of course, my second suspicion turned out to be true. After that I started down hunting down anything Marquez wrote and sucked on them like a fat kid sucks on ice cream.
I know this turned into an anecdote when I'm supposed to be writing a review, but I just really REALLY love Marquez. Especially when the weather starts getting warm, one must read one of Marquez's works, doesn't matter which. He always meets expectations and exceeds them, and No One Writes to the Colonel is no exception.
This story takes place within the same time line as Hundred Years of Solitude and My Melancholy Whores, during the Thousand Days' War. The fact that we never found out the names of the main characters of the story is proof of how insignificant human life was during those times in Colombia. The Colonel has been waiting for his pension payment to arrive for fifteen years. Whenever the postman is due to arrive in his town, he gets all dressed up and goes to get his pension payment, but he never receives any letters. The Colonel's son is dead, and he and his wife sell their belongings to make enough to live, yet after a while they run out of things of value to sell.
His wife suggests the Colonel that they should sell the rooster, which is the only thing their son left them. The Colonel is a man with pride, and he doesn't like doing such things, but he has to. Later, his son's friends suggest that he should not sell the rooster and enter it to rooster fights instead. The story reflects what life was like during those times, how there was a lot of censorship going on and how a lot of people were in the same situation as the Colonel and his wife. Of course they weren't good times for those who were living it, but with Marquez'a beautiful story telling I found myself wanting to go and see it for myself.
I suggest you read this book on a hot, lazy day and then take a good long nap.
Kitap Eleştiri: Albaya Mektup Yok - Gabriel Garcia Marquez
7.03.2011
Bugün Latin Amerika'nın ve dünyanın en büyük yazarlarından biri sayılan Gabriel Garcia Marquez'in `büyülü gerçekçilik' diye nitelenen yapıtlarından bir örnek daha sunuyoruz: Albaya Mektup Yazan Kimse Yok adlı bu uzun öyküdeki emekli albay, bir türlü gelmeyen emekli aylığını her cuma günü karısı ve horozuyla birlikte bekler. Bu öykünün de ana teması, her zaman olduğu gibi, yalnızlık'tır. "Yazmaya bir imgeyle başlarım her zaman," diyor Garcia Mrquez. "İmge, gerçeğe ulaşmanın aracıdır ve yaratmanın kaynağı, son çözümlemede, gerçekliktir her zaman." `İmge' Garcia Mrquez'in nasıl hareket noktasıysa, `yalnızlık'da yarattığı gerçekliktir her zaman. Daha önce başka kısa öyküleriyle birlikte sunduğumuz bu uzun öyküyü, bütün dünya dillerinde olduğu gibi bağımsız bir kitap olarak basmayı uygun gördük.Sİ
Marquez'e olan hayranlığım 11 yıl öncesine dayanıyor. Lise ikideydim, edebiyat dersinde listemizde Kırmızı Pazartesi diye bir kitap vardı. Normalde kocaman kocaman kitaplar okuturlar ya, o yüzden Kırmızı Pazartesi pek bir hafif geldi bana. O zaman iki durumdan şüphelendim: 1) Kitap çok kazık ve anlaşılmaz çıkacak, sınavda çakacaz; 2) O kadar şahane bir kitap ki fazla sayfaya gerek yok. Tabii ki şüphelerimin ikincisi doğru çıktı ve sonrasında Marquez'in yazdığı tüm kitapları okudum; çocukların nefes almadan dondurma yedikleri gibi ben de onun kitaplarının içine düştüm ve kendimi kaybettim...
Eleştiri yazayım derken biyografim gibi başladı bu yazı ama elimde değil. Öyle böyle değil yani çok seviyorum Marquez'i. Hele ki havalar ısınmaya başlayınca hangisi olursa olsun mutlaka bir Marquez okumak gerekir. Çünkü o, gerek roman olsun, gerek öykü olsun, hiçbirinde yarı yolda bırakmaz insanı. Bir yandan gülersiniz, bir yandan içiniz cız eder. Ki Albaya Mektup Yok'ta da öyle oluyor.
Bu öykü Marquez'in Yüzyıllık Yalnızlık ve Benim Hüzünlü Orospularım romanlarının geçtiği zamanda, Bin Günlük Savaş sırasında geçiyor. Kitabın ana karakterlerinin isminin belirtilmemesi bile Kolombiya'da o zamanlar insan hayatının ne kadar önemsiz olduğunu gösteriyorç Albay Dede diyeceğim ben ana karaktere; öyle hayal ettim hep çünkü. Albay Dede 15 yıldır emekli maaşının gelmesini bekliyor; ne zaman postacı gelse süslenip püslenip maaşını almaya gidiyor ancak ona bir türlü mektup gelmiyor. Oğlunu da kaybetmiş olan Albay Dede ve karısı geçinebilecekleri kadar para bulabilmek için eşyalarını satıyor yavaş yavaş ancak bir süre sonra ellerinde değerli bir şey de kalmıyor.
Karısı oğullarından kalan tek şey olan horozu satmasını teklif ediyor Albay Dede'ye. Kendisi oldukça gururlu bir adam olduğu için sevmiyor bu tür şeyleri ama yapmaya mecbur tabii. Daha sonra da oğlunun arkadaşları horozu kavgaya sokmasını teklif ediyor. Kitapta o zamanlarda her şeyin sansürlenmesine, halkın çoğunun Albay Dede ve karısının durumunda olmasına odaklanıyor. O zamanlarda hayatta olanlar için hiç iyi günler değildir tabii bunlar ancak Marquez'in anlatımının büyüsüyle insanın gidesi, göresi geliyor.
Ben şahsen bu kitabı sıcak bir günde, mıyışık bir şekilde okuyup sonradan gülümseyerek mışıl mışıl uyumanızı tavsiye ediyorum. Ve Albay Dede'nin yanaklarını mıncıklamak isteyeceğinizin garantisini veriyorum.
Subscribe to:
Comments (Atom)
Blog Design by Nudge Media Design | Powered by Blogger
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivs 3.0 Unported License.
Header'ımı sevgili kardeşim Jaffar yaptı.









